Öyle de oynar, böyle de…

Kaçak Saraylı Hafız, yine bir bahaneyle çıktığı kürsüde kaptığı mikrofondan şöyle üfürmüş:

“Biz insanlığın özellikle barış merkezi olması gereken Filistin’in ve Kudüs’ün adını zulümle yan yana yazan İsrail yönetiminden iki cihanda da davacı olacağız.”

Hafız, tamam, davacı ol keşke de, ama ondan önce Amerika’da Yahudi Lobisi’nden aldığın “Üstün Cesaret Madalyası” ödülünü bir iade et bakalım.

Haydi…

Üstelik de bu ödül, 2004 yılında American-Jewish Commitee (Amerikan Yahudi Komitesi) tarafından, dünyada Yahudi olmayan bir kişiye verilmiş olan tek ödüldür. Yani senden başka, Yahudi olmadığı halde bu ödülü alan yok yeryüzünde.

Üstelik bununla da yetinmedin Hafız. Bundan bir yıl sonra yine Amerika’da bir Yahudi Kuruluşu olan Anti-Defamation League (İftira ve Karalamayla Mücadele Birliği)’nin elinden Cesaret ve Üstün Hizmet ödülü olan Davut Boynuzu aldın, öyle değil mi?

Sahi Hafız, Sarayın hangi köşesinde saklıyorsun bu Boynuzu, madalyayı?

Hani Hafız, senin bir de Davos’ta “one minute” maceran var, değil mi?

Oradaki toplantıda İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres karşısında Filistinlileri savunur göründün bir an. Bir de “one minute” çektin, değil mi toplantı yöneticisine?..

Fakat daha toplantı salonunun kapısından çıkar çıkmaz dedin ki, benim tepkim esasında moderatöreydi.

Yani anında yalayıp yuttun söylediklerini be!

Ardından da Dışişlerini devreye sokarak, Washington’daki Türkiye Büyükelçiliğini devreye sokarak, yalvardın Yahudi Lobi Şirketlerine. Yahu işte, Davos’ta heyecanımıza yenildik, yaptık bir yanlış. Biz İsrail’in dostuyuz, aramızı bulun. Bozulan ilişkilerimizi eski haline döndürün, dedin. Ve bunu yapmaları karşılığında tamı tamına 67 milyon dolar ödedin o şirketlere.

Filistin’de mazlum Filistin Halkını havadan bombalayıp katlederek insanlık suçu işleyen İsrail savaş uçaklarına Konya-Karapınar’ı eğitim alanı olarak verdin be!

O katliamcı savaş pilotları, eğitimlerini bizim topraklarımızda yaptılar yahu!

Şimdi de kalkıyorsun, demagojik yalanlarla Filistin Halkının yanında görünmeye çalışıyorsun…

Hadi be!..

Şimdi isterseniz, Kaçak Saraylı Reis’in geçen Pazartesi günü (7 Mayıs’ta) “Zeytin Dağı Barış Ödülleri” (Kudüs’le ilgili bir organizasyondur bu.) toplantısında yapmış olduğu konuşmanın esasını oluşturan bölümünü görelim:

“Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Zeytin Dağı Barış Ödülleri töreninde konuştu.

“Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın açıklamalarından öne çıkan başlıklar:

“Filistinliler, dünyadaki tüm mazlumların sembolüdür”

“Filistin ve Kudüs meselesi, sadece bir milletin, bir coğrafyanın, bir şehrin davası değildir. Maruz kaldıkları zulümler, katliamlar, haksızlıklar sebebiyle Filistinlililer, dünyadaki tüm mazlumların sembolüdür.

“İnsanlığın geleceğini, Filistin ve Kudüs meselesinde verdiği imtihanda elde edeceği netice belirleyecektir, bunda hiç şüphe yok. Şayet bu imtihandan alnımızın akıyla çıkabilirsek, insanlık olarak geleceğimize güvenle ve umutla bakabiliriz. Tam tersi olursa o zaman hakların, özgürlüklerin, ahlaki ve vicdanı tüm ölçülerin ortada olmadığı veya ortadan kalktığı, zulmün hakim olduğu karanlık bir gelecek bizi bekliyor olabilir.

“İsrail yönetiminin Filistinlilere uyguladığı şiddet artıyor”

“Filistin’de özellikle Kudüs’te yaşananlar zalimlerin zulümlerini meşrulaştırma hatta kurumsallaştırma çabasından başka bir şey değildir. İsrail yönetiminin yakın zamanda kendi topraklarına sahip çıkmaktan başka hiçbir suçları olmayan Filistinlilere karşı uyguladığı şiddet, zalimlerin cüretinin her geçen gün arttığını gösteriyor. Bu saldırılarda onlarca şehit ve binlerce yaralı veren Filistinlilerin yaşadıkları karşısında uluslararası toplumun sergilediği kayıtsızlık hiçbir halkın hiçbir bireyin güvende olamayacağı bir geleceğin işaretidir.

“Biz insanlığın özellikle barış merkezi olması gereken Filistin’in ve Kudüs’ün adını zulümle yan yana yazan İsrail yönetiminden iki cihanda da davacı olacağız.” (http://www.trthaber.com/haber/gundem/cumhurbaskani-recep-tayyip-erdogan-konusuyor-364219.html)

İşte böylesine ikili oynar Kaçak Saraylı Reis. Görüyorsunuz yukarıdaki cümlelerini, nasıl sureti haktan görünüyor, değil mi?

Evet, böyle bunlar…

Cahil, bilinçsiz insanlarımızı kandırmak için kendilerini Filistin dostu diye satarlar. İslam’ın temsilcisi diye satarlar. Osmanlı torunu diye satarlar. Hakkın, adaletin savunucusu diye satarlar. Yani gerçeklikte neyseler onun tam tersi olarak pazarlarlar kendilerini.

Yukarıda da belirttik ya; bırakalım İsrail’le ilişkileri kesebilmeyi, Amerikan Yahudi Lobisi’nden aldığın Üstün Cesaret Madalyasını-Ödülünü olsun iade et bakalım…

İsrail’le ekonomik, askeri ilişkileri olsun kes bakalım…

Anlaşmaları iptal et bakalım…

Yok. Hiçbirini yapamazsın.

Mavi Marmara’da önce kışkırtıp gönderdiğin, sonra da İsrail askerleri tarafından katliama uğratılan 9 insanın bile davasını sürdüremedin sen be!

Ne davacı olacaksın İsrail’den?..

20 milyon dolar aldın, o insanlarımızın kanını ve canını satıp geçtin…

Kışkırtarak göndermiş olduğunu da inkârdan geldin. “Bana mı sordunuz da gittiniz?” diyerek suçladın o insanları ve yakınlarını…

“Beyrut Kasabı” olarak insanlık vicdanında mahkum edilen Ariel Şaron’la bile ağzın kulaklarında büyük bir mutluluk içinde görüşmeler yaptın. O dedi ki sana orada; “İsrail’in ezeli ve ebedi başkenti Kudüs’e hoş geldiniz.” Sen onun bu görüşünü yedin… Sonrasında yaptığın konuşmada övücü sözler kullandın, İsrail Yönetimi ve sürdürülen ilişkiler üzerine…

Görelim, bu konuya ilişkin, bire bir karşılıklı söylenenleri de:

Videonun Tapesi:

Ariel Sharon: Biz, Sayın Erdoğan’ı, karşılamaktan büyük memnuniyet duymaktayız, Türkiye Başbakanını. Türkiye büyük bir ülke, 70 milyon nüfuslu. Bölgemizde merkezi konumda bulunan önemli bir ülke. Türkiye’yle dostluk ilişkilerimiz mevcuttur. Türkiye Başbakanının saygıdeğer heyetiyle beraber gerçekleştirdiği ziyaretin, iki ülke arasındaki ilişkilerin daha da güçlendirilmesi yolunda daha da güçlendirilmesi yolunda büyük katkıları olacaktır. Bu ziyaret Ortadoğu’da çok olumlu bir ortamın oluşmasında ve siyasi sürecin gelişmesi yolunda ve Tanrı’nın izniyle barışın tesis olması için büyük bir adım olacaktır.

Kudüs’e hoş geldiniz. Yahudi Milletinin başkenti ve İsrail’in başkenti Kudüs’e hoş geldiniz. Hoş geldiniz.

Tayyip Erdoğan: Ben de özellikle Ortadoğu’daki barış sürecine katkıda bulunmak ve özellikle Filistin-İsrail arasında on yıllardır devam eden bu olumsuz süreci her iki ülke ve halkı için barışa… (https://www.youtube.com/watch?v=0IXu0cx0aBc)

***

Şimdi de kalkmışsın, İsrail’in Kudüs’ü başkent ilan etmesini kınıyor numaralarına yatmışsın.

Yapma ya…

Bak ABD Emperyalist Haydudunun Başkanı Trump da aynı şeyi dedi. “Büyükelçiliğimizi Kudüs’e taşıyacağız.” Dedi ve taşıdı mı?

Taşıdı Amerika, değil mi?

Sen buna niye gık demiyorsun?

İsrail demek Amerika demek değil mi?

Amerika’nın onayı olmadan İsrail herhangi bir konuda adım atabilir mi?

Atamaz… Bunu da adın gibi biliyorsun.

Senin bir de Yahudi Parababası Sami Ofer’le dostluğun var, değil mi?

“Galataport” adını verdiğin Karaköy ve çevresini bu Yahudi Parababasına satıp geçecektin. Halkın tepkisi üzerine geri adım atıp vazgeçmiş oldun.

900 km uzunluğundaki Suriye sınırımızı oluşturan toprakların 510 km’sinin mayınlardan arındırılması sonrasında 44 yıllığına İsrail’in hizmetine sunulacağı konusunda anlaşmıştınız onlarla. İsterseniz bu konuya ilişkin haberi de; bugün Kaçak Saray’ın Arka Bahçeli’sinin MHP’sinin “Ortadoğu Gazetesi”nden, onun bir yazarından okuyalım:

***

Mayın temizleme İsrail ve AKP

Orhan Karataş / 2012-04-17 10:22:31

MHP Antalya Milletvekili Doç. Dr. Mehmet Günal yeni bir kitap yayınladı. Kitap, “BOP, Arap Baharı ve Suriye meselesi ışığında mayın temizleme İsrail ve AKP” başlığını taşıyor ve Türkiye’nin bugün yaşadığı sürecin, karşı karşıya kaldığı tehdit ve tehlikelerin alt yapısının nasıl hazırlandığını belgeleriyle ortaya koyuyor.

MHP’nin direnci

Mayınlı arazilerin temizlenmesi 2009 yılında ani bir şekilde Türkiye’nin gündemine geldi. AKP, bizzat Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın talimatı ile TBMM’yi baskı altına alıp, haftalar süren bir zorlama ile kanunu meclisten geçirdi. MHP kanunun geçmemesi için olağanüstü bir direnç ortaya koydu ve kamuoyu oluşturdu. Kanun 510 kilometre uzunluğundaki Suriye-Türkiye sınırındaki güvenliği sağlamak maksadıyla Türk Silahlı Kuvvetleri tarafından döşenmiş olan mayınların, Maliye Bakanlığı tarafından yapılacak bir ihale sonrasında temizlik işlemini 5 yıl içinde yapacak firmaya tarımsal amaçlı olarak 44 yıllığına kiralanmasını öngörüyordu. 216 bin dönüm büyüklüğündeki bu arazi, tarımsal üretim için yüksek vasıflı bir özellik taşıdığı gibi, yer altı kaynakları itibarıyla da hayati önemdeydi. Stratejik ve ekonomik yönden çok büyük bir değer ifade ediyordu.

Büyük İsrail Projesi

Kanunun görüşmeleri sırasında, arazinin temizlenmesi için bir İsrail firmasıyla anlaşıldığı ve dolayısı ile 44 yıllık kiralamanın bu şirket üzerinden İsrail’e yapılacağı ortaya çıkmıştı. Dönemin Milli Savunma Bakanı Vecdi Gönül önce olmaz dediği kanun için, daha sonra onay vermek zorunda kaldı. AKP milletvekilleri başbakanın baskıları sonucunda bu kanunu istemeyerek de olsa meclisten geçirdiler. Sonrasında MHP ve CHP Anayasa Mahkemesi’ne gittiler. Mahkeme kanunu Anayasa aykırı buldu ve iptal etti. Başbakana yapacak bir şey kalmadığı için mesele gündemden düştü. BOP Eşbaşkanı olan sayın Başbakanın Arap Baharı ve Suriye meselesindeki rolü dikkate alındığında, mayın temizleme karşılığında bu toprakların neden İsrail firmalarına verilmek istendiği daha iyi anlaşılmaktadır. Eğer maksada ulaşılmış olsaydı bugün İsrail firmaları o topraklarda başbakanın ısrarla istediği tampon bölgeyi oluşturmuş olacaklardı. Bu gerçek, Arap Baharı’nın ne olduğunu da, Suriye’de ne yapılmak istendiğini de anlamaya ve anlatmaya fazlasıyla yetiyor. Sayın Başbakanın Eşbaşkanı olduğu BOP’un, aslında Büyük İsrail Projesi olduğunu en küçük bir şüpheye yer bırakmayacak şekilde ispatlıyor.

Uluslar arası gücün rolü

O gün kuramadıkları tampon bölgeyi bugün başka bahanelerle oluşturmaya ve bölgeyi uluslar arası güçlerin kontrolüne bırakmaya uğraşıyorlar. Bunun için zemin hazırlıyor, bahane üretiyorlar. Kısa süre öncesine kadar kol kola girip akrabalık ilişkileri kurdukları Esad’ı devirmek için plan üstüne plan yapıyorlar. Birleşmiş Milletleri davet etmenin de, NATO’yu göreve çağırmanın da bölgeyi dolaylı bir ABD işgaline bırakmak dışında hiçbir izahı yoktur. Irak’ın da yine böyle bir müdahale sonrasında parçalandığı unutulmamalıdır. Bölgeye gelecek uluslar arası güç, orada yeni bir yapılanmanın mimarı ve garantörü olacaktır. O yeni yapılanmanın ne olacağını Irak’da yaşananlar, Barzani’nin meydan okumaları ve hedefleri ile Arap Baharının uğradığı yerlerin perişan hali gösteriyor. BOP’un hedefleri bellidir. 22 ülkenin sınırlarının değişeceği, Türkiye’nin de bu ülkeler arasında yer aldığı yıllar öncesinden ilan edilmiştir. (http://www.ortadogugazetesi.net/makale.php?makale=mayin-temizleme-israil-ve-akp&id=10657)

***

Hayat ne garip, değil mi arkadaşlar…

Şimdi bu satırları yazan şahıs, onları basan gazete ve onun hizmet ettiği parti, yani Kontrgerilla’nın paramiliter güçlerinden derleşik MHP, ne yapıyor?

Hepimizin bildiği gibi, Kaçak Saray’ı, onun Hafız’ını ve AKP’giller’i yıkıyor, yağlıyor, cilalıyor, parlatıyor… Ona amigoluk ediyor…

Somutça görelim, bu amigoluğu aynı yazarın satırlarından. Hem de bugünkü yani 12 Mayıs 2018 tarihli Ortadoğu Gazetesi’nde yer alan satırlarından:

“MHP’yi AKP ile biraraya getiren şey ülkenin şartları ve milletin menfaatleridir. Cumhur ittifakı ülkenin kurtuluşu, devletin yapılanması, bayrağın yükselmesi, vatanın yücelmesi için kurulmuştur. Bu durumun Türk milleti ve devleti ile meselesi olanları rahatsız etmesi bizim için hiç sürpriz değildir.” (http://www.ortadogugazetesi.net/haber.php?id=69810)

İnsan soyunda işte böyle güvenilmezlikler vardır, arkadaşlar. Döneklikler vardır, fırıldaklıklar vardır, insanı insanlığından utandıran, yüzkarası işler yapma potansiyeli vardır.

2012’de “Büyük İsrail Projesi demek olan BOP’un Eşbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın ihanet içinde olduğunu yazacaksın, bugünse vatan millet, bayrak edebiyatıyla saray soytarılığına soyunacaksın. Tayyip’in Başkanlığı için kan teri dökeceksin…

İnsanda mide bulantısı oluşturuyor, kusası geliyor insanın böyle durumlarla karşılaşınca.

Böyleleri nasıl bakar aynalara? diye şaşırıp kalıyoruz biz. Neylersiniz…

Yine o yıllardaydı be Tayyip…

Öylesine ram olmuştun ki İsrail’e ve Amerikan Yahudi Lobisi’ne, senin bu işleri yapmanı eleştirenlere;

“Kimse Yahudi düşmanlığı yapmasın”, diyerek karşı çıkıyordun bir de.

İsterseniz, buna ilişkin haberi de, Türkiye’deki Yahudi Toplumuna yönelik yayın yapan haftalık Şalom (Selam) Gazetesi’nin 9 Ocak 2008 tarihli haberinden okuyalım:

***

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan: Yahudi düşmanlığı yapmasın

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Galataport ihalesini kazanan İsrailli işadamı Sami Ofer ile yaptığı görüşmeleri eleştiren CHP`yi “Yahudi düşmanlığı” yapmakla suçladı. Erdoğan, “Kuru kuru Yahudi düşmanlığı yapmayı bırakın. Bunu yapmak, bundan reyting sağlamak istiyorlarsa, bunu Türkiye`nin genel politikası olarak değil.

AKP’nin Kızılcahamam Asya Termal Tesisleri’nde gerçekleştirilen 5. İstişare Toplantısı’nın açılışında konuşan Başbakan Erdoğan, özelleştirme politikası nedeniyle hükümete yöneltilen eleştirileri cevapladı. Galataport ihalesini kazanan İsrailli iş adamı Sami Ofer ile yaptığı görüşmeye ilişkin yaşanan tartışmalara sert tepki gösteren Erdoğan, “Medya bunu iyi dinleyip kaydet. Filancayla niye görüştün? Arkadaşlar açık söylüyorum, görüşürüm. Biz görüştükten sonra bunları gizli kapaklı satmıyoruz ki. Bütün milletin huzurunda sattık. Bunlar kapalı kapılar ardında olmadı. Ofer’in hissesi ne, Türkler’in hissesi ne orada? Daha fazla parayı kim veriyor, biz ona bakıyoruz” diye konuştu.
Galata Rıhtımı’nı alanın kim olduğunun hesabının da çok önemli olduğunu dile getiren Erdoğan, alan ortaklardan birisinin dünyanın bir numaralı turizm firması olduğunu vurguladı. CHP’yi de “Yahudi düşmanlığı” yapmakla suçlayan Erdoğan, tepkisini şu sözlerle dile getirdi:

“Tophane’nin halini bu fakir bilir, onlar benim kadar bilmez. Kimse kuru kuruya Yahudi düşmanlığı yapmasın. Hiçbir şey gizli yapılmamıştır, her şey açık yapılmıştır. Milletin medyanın gözü önünde yapılmıştır. Hiçbir şeyi kimseye peşkeş çekmedik, bu konuda huzurluyuz. Kendi karanlık geçmişlerini kalkıp aynaya bakarak bize fatura etmesinler. Nemalandıkları küçük çıkar alanları oluşturmuşlar. Şimdi ellerinden onları kaybediyorlar, sıkıntıları o.”

Milletvekili seçildiği eşinin memleketi Siirt’te halka hitap eden Erdoğan, yabancı yatırıma karşı gizli ve açık tepkileri eleştirdi. Başbakan Tayyip Erdoğan, Türkiye’ye gelen yabancı sermayenin etnik kökenine göre değerlendirme yapılmasına sert tepki gösterdi. Galataport ihalesini alan Ofer ve İstanbul’a yatırım yapmaya gelen Dubai Veliaht Prensi’ne yönelik eleştirilere tepki gösteren Başbakan, “Yahudi sermaye geliyor düşmansın, Arap sermayesi geliyor düşmansın. Batılı sermaye geliyor düşmansın. Allah aşkına sen kime dostsun?” diye sordu. (http://www.salom.com.tr/haber-62022-basbakan_recep_tayyip_erdoganyahudi_dusmanligi_yapm.html)

***

O zaman öyle şimdi böyle; öyle mi Tayyip?

Hep dedik ya arkadaşlar, bu adam, savunur göründüğü her düşüncenin mutlaka karşıtını da savunmuştur bir zamanlar, diye…

Adam durup dinlenmeden görüş değiştirir, pervaneler gibi dönüp durur…

Ve işin acıklı tarafı, Allah ile aldatılan, Muaviye-Yezid Dini tarafından zihinleri uyuşturulan zavallı cahil, bilinçsiz insanlarımız her seferinde de genellikle yer, onun bu içtenliksiz yalanlarını, sözlerini, savunur göründüğü düşüncelerini.

Oysa biz, namusun, ahlâkın, onurun, mertliğin ve siyasi bilincin, tutarlılığın, hakkın, adaletin temsilcisiyiz. Filistin Meselesinde de, Devrimci Harekete adımımızı attığımız 1967’den bu yana, hep Mazlum Filistin Halkının yanında olduk. ABD Haydudunun Ortadoğu’daki petrol bekçisi ya da ileri karakolundan başka hiçbir şey olmayan Siyonist İsrail’e ise ölümüne karşı olduk. Tarih böyle kaydetmiştir bizi.

Daha önce de belirtmiştik, sanıyorum: Dünyadaki sosyalizmin sarsılmaz kalelerinden olan Küba’nın efsanevi Lideri Fidel ve yoldaşları hep lanetlemişlerdir, Siyonist İsrail’i. Görelim isterseniz, bu devletin Gazze Katliamı ve benzeri katliamlarına ilişkin açıklamalarını Fidel’in:

“Küba Devrimi’nin Lideri Fidel Castro, Gazze saldırısıyla ilgili çok sert ifadeler kullandı. Castro, İsrailli askerler için “İsrail’in çalışkan gençlerini şimdi şerefsiz ölümle yüzyüze bırakıyorlar” dedi. Küba Devrimi Lideri Fidel Castro, 17 Temmuz Perşembe günü yayımladığı “Yüzsüz Provokasyon” başlıklı makalesinde Rusya-Ukrayna sınırında düşürülen Malezya uçağı ve yaklaşık 2 haftadır süren İsrail’in Gazze’ye askeri müdahalesine değindi.

“FİLİSTİNLİLER STALİNGRAD’I SAVUNUR GİBİYDİLER”

“Filistin halkıyla birlik içinde olduğunu belirten Castro, İsrailli askerler içinse “İsrail’in çalışkan gençlerini şimdi şerefsiz ölümle yüzyüze bırakıyorlar” dedi. Castro, İsrail Ordusu’nu Hitlerin ordularına benzetti. Filistin’in İsrail’e karşı verdiği mücadeleyi İkinci Dünya Savaşı’nda Mihver ordularıyla Kızıl Ordu arasında, Stalingrad kenti için yapılan savaşa benzeten Castro, “Filistinliler Stalingrad’ı savunanlar gibidir” ifadesini kullandı.” (https://www.birgun.net/haber-detay/fidel-castro-dan-cok-sert-israil-cikisi-65722.html)

Bilindiği gibi Küba Halk Cumhuriyeti, Siyonist İsrail’i tanımaz.

Şimdi de isterseniz, Ölümsüz Devrimci Hugo Chavez’in tutumunu görelim, Gazze Katliamı sonrasında:

“Öte yandan, İsrail’in saldırılarına en sert diplomatik tepki Venezuela’dan geldi.

“Venezuela Cumhurbaşkanı Hugo Chavez, “Bu barbarlık daha ne kadar sürecek?” diyerek İsrail’in Caracas büyükelçisini istenmeyen adam ilan ettiklerini açıkladı.

“İsrail büyükelçisine sınırdışı

“Büyükelçiyle birlikte çok sayıda elçilik personelinden de ülkeyi terk etmesi istendi.

“Chavez, “İsrail ordusu, namertçe, kendi halkını koruduğunu iddia ederek, bitap düşmüş, masum insanlara saldırıyor. İsrail halkına sesleniyorum. Bu hükümetin karşısına çıkın ve onlara ‘ellerinizi vicdanınıza koyup çocuklarınıza bakın’ deyin. Dünya bu çılgınlığı durdurmalı” diye konuştu.” (http://www.guncelmeydan.com/pano/gazze-alev-alev-israil-kara-harekatini-baslatti-t18065-15.html)

Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti de bu ABD piyonu Siyonist İsrail’i tanımaz, bildiğimiz gibi. Devrimci tutum, Devrimci ahlâk, insancıl namus, bilim, bilinç, cesaret ve kararlılık budur işte, arkadaşlar.

Bu yüce insani değerleri de biz Gerçek Devrimciler temsil ederiz. Çünkü ülkemiz ve dünya halklarının gerçek dostu sadece biziz.

Emperyalist Haydutların, onların bölgesel işbirlikçilerinin, kuklalarının; yani çağımızın kanlı zalimlerinin de gerçek düşmanları yine sadece biziz.

Hz. Muhammed ve Kur’an da bildiğimiz gibi, en büyük düşmanı olarak zalimleri gösterir. Çünkü o da çağının Devrimcisidir, bir Tarihsel Devrimin önderidir.

Halkız, Haklıyız, Yeneceğiz!

12 Mayıs 2018

Nurullah Ankut

HKP Genel Başkanı

Comments are closed.