Mesleğimize ve Örgütlülüğümüze Sahip Çıkıyoruz!

 HALKÇI HUKUKÇULARDAN AÇIKLAMA

Mesleğimize ve Örgütlülüğümüze Sahip Çıkıyoruz!

AKP’giller’in Kaçak Saraylı Reis’i 6 Şubat günü partisinin toplantısında; “Bir defa onun (Türk Tabipler Birliği) başındaki ‘Türk’ ifadesi zaten Bakanlar Kurulu kararıdır. Bir defa onun oradan hemen, süratle çıkarılması lazım. Sadece Tabipler Birliği değil, Türkiye Barolar Birliği ile ilgili de aynı şey…” diyerek ülkemizde çalışan, değer yaratan kesime karşı yeni bir saldırının başlatıldığını ilan etmiş oldu.

Bu açıklamanın Türk Tabipler Birliği ve Türkiye Barolar Birliği nezdinde tüm akademik odaları muhatap aldığı kuşkusuz. Zaten ardından Başbakanlık tarafından da tüm meslek odalarının yapısının değiştirileceğine dair yeni açıklamalar yapıldı. Yapılacak değişiklikle dernek statüsünde olan mesleki faaliyet için üye kaydı zorunluluğunun olmadığı ve her meslek için birden fazla örgütün olabildiği bir sistem getirilmek istendiği de kamuoyuna duyuruldu.

Öncelikle, söz konusu meslek odalarının yapısının, Kaçak Saraylı Reis’in belirttiğinin aksine, Bakanlar Kurulu Kararıyla belirlenmediğinin bilinmesi gerekir. Söz konusu meslek örgütleri Anayasanın 135’inci maddesinde belirtildiği üzere; “belli bir mesleğe mensup olanların müşterek ihtiyaçlarını karşılamak, mesleki faaliyetlerini kolaylaştırmak, mesleğin genel menfaatlere uygun olarak gelişmesini sağlamak, meslek mensuplarının birbirleri ile ve halk ile olan ilişkilerinde dürüstlüğü ve güveni hakim kılmak üzere meslek disiplini ve ahlakını korumak maksadı ile kanunla kurulan ve organları kendi üyeleri tarafından kanunda gösterilen usullere göre yargı gözetimi altında, gizli oyla seçilen kamu tüzelkişilikleridir.” Bu nedenle bu kurumların yapıları, alelade bir Bakanlar Kurulu Kararıyla belirlenmiş değildir. Bu kurumların isimleri de dahil olmak üzere tüm organları, görevleri ve çalışma şekilleri Anayasaya göre her kurum için ayrı ayrı kanunlarca belirlenmiştir.

Meslek birlikleri ilk olarak ülkemizin gördüğü en demokratik anayasa olan 1961 Anayasası’nda düzenlenerek anayasal kurumlar haline getirilmiştir. Halk için temel ihtiyaçların karşılanmasında önemli rol oynayan doktorluk, avukatlık, eczacılık, mimar ve mühendislik gibi kamusal niteliği olan hizmetlerin hem belirli bir düzen içerisinde yürütülerek toplumsal faydadan uzaklaşılmaması; hem de demokratik esaslara göre seçilmiş yöneticilerinin yasal korunmaya alınması amaçlanmıştır. Ancak 1982 Anayasası bu kurumlar için ciddi bir siyasi yasaklar listesi belirleyerek seçilmiş yöneticilerin güvencelerini kısıtlamış, bu kurumlar için görev ve amaç kısıtlaması getirmiştir. Her ne kadar 1995 yılında bu konuda yapılan Anayasa değişikliği bu meslek birlikleriyle ilgili bir kısım kısıtlamaları kaldırmışsa da meslek birlikleri 1961 Anayasası’nda belirlenen özgürlükçü yapıdan hâlâ uzaktır.

Ancak görünen odur ki 12 Eylül Faşizminin 1982 Anayasası bile AKP iktidarını tatmin etmemektedir. Zira bu iktidar toplumun örgütsüzleştirilmesi, muhalefetin susturulması ve özellikle de her durumdan kişisel maddi çıkar sağlanması konusunda beceride sınır tanımamaktadır. AKP iktidarınca, AB-D Emperyalistlerinin hazırlamış oldukları program doğrultusunda yerli ve yabancı Parababalarının çıkarlarına göre her türlü adım atılmaktadır. Bu nedenle hukuk tanımaz bir anlayışla yapılması planlanan bu değişiklikleri anlamak için AKP iktidarının bu doğrultudan hiç şaşmayan 16 yıllık tüm icraatlarının birlikte değerlendirilmesi gerekmektedir.

Bu iktidar tarafından yapılan her icraat, atılan her adım belli bir planın, projenin parçasıdır. Bu plan ve proje ne yazık ki ne hukuk, ne Anayasa, ne yasa, ne de toplumun genel çıkarları doğrultusunda hazırlanmıştır. Bu plan ve proje yerli ve yabancı Parababalarının çıkarları gözetilerek belirlenmiş ve halkın kanını, canını, alınterini sömürmek için uygulanmaktadır. Hiçbir adımda da tesadüfe ve yanılgıya yer yoktur. “Kandırıldık” hikâyeleriyle her ne kadar toplumu ikna etmeye kalksalar da bugün, kendilerini kandırdıklarını söyledikleri siyasi anlayışların hazırladıkları projeleri aynen hayata geçirmektedirler.

Meslek birlikleriyle ilgili bu değişiklik de bu tür önceden planlanmış sistematik bir çalışmadır. Barolar Birliği Başkanı ve Tayyip Erdoğan’ın kadrolu kurtarıcılarından M. Feyzioğlu’nun belirttiği biçimde bu durum “aniden, bir yanılgı olarak” ortaya çıkan bir düşünce değildir.

Bir dönem “Fetö”nün Zaman’ında yazan, şimdilerde ise koyu bir anti “Fetö”cü kesilen Atilla Yayla, 9 Şubat 2018 tarihinde bakın ne diyor meslek odalarıyla ilgili;

“AK Parti hükümetleri yıllar önce sistemi ıslâh için bir reform paketi geliştirmeye teşebbüs etti. Ama ülkenin yüklü gündemi nedeniyle ve ağır tepkiler oluşmasından da korktuğundan olsa gerek, reform devamlı ertelendi. Liberal Düşünce Topluluğu da altı yedi sene önce bu probleme dikkat çeken bir araştırma yaptı ve bir rapor yayınladı. Bu kuruluşların anti-demokratik olduğunu ve siyaset teorisinde ahlâkî tehlike denen durumları yarattığını belirtti. Meslek örgütleri alanında âcilen reform yapılmasını istedi.

“Gördüğüm kadarıyla şimdi, LDT’nin işaret ettiği yolda ilerleniyor. Şerden hayır doğdu. Cumhurbaşkanı daha sonraki açıklamalarıyla LDT’nin önerilerine iyice yaklaştı. Meslek örgütlerinin yapılanması ve işleyişinde ciddî değişiklikler tasarlanıyor. Bu kuruluşlar, meslek mensubu herkesi temsil ediyormuş intibaını veren “Türk” ve “Türkiye” kelimelerini isimlerinde kullanamayacaklar. Odalar ve barolar tekel olmaktan çıkacak. Bir ilde toplumsal talebe göre birden fazla oda ve baro kurulabilecek. Böylece ahlâkî tehlike ihtimali azalacak veya belki tamamen ortadan kalkacak.

Üyelik mecburî olmaktan çıkacak. İsteyen üye olacak. Aidat ödenmesi de kaynakta yapılmayıp üyelerin iradesine bırakılacak.” (http://www.serbestiyet.com/yazarlar/atilla-yayla/meslek-orgutleri-ve-demokrasi-845481)

Görüldüğü üzere söz konusu proje Fetullahçılarla Liberallerin birlikte hazırladıkları ve AKP’ye yapması için sundukları bir projedir ve amaçlanan; denetimsiz mesleki faaliyetler ve muhalefet etmekten uzak, hatta iktidarın tüm faaliyetlerini destekleyen dernek konumuna düşürülmüş meslek kuruluşlarıdır. Bunun bir örneğini Memur-Sen ve Hak-İş isimli şişirilmiş yandaş konfederasyonlar nezdinde Türkiye görmektedir.

Ayrıca bazı meslek gruplarının faaliyetleri AKP’giller için bir kazanç kapısı olarak da görülmektedir. Örneğin 2009 yılında AKP tarafından ilaç satışının eczacılarda bulunan tekeli kırılmak istenmiş ve denetimsiz ilaç satışının yandaşların sahip olduğu marketlerde yapılmasını sağlayan düzenlemeler için adımlar atılmıştı. Ancak özellikle Türk Eczacılar Birliğinin ve toplumun tepkisiyle bu konuda geri adım atılarak hedeflenen değişiklik gerçekleştirilememişti.

Söz konusu proje yukarıda değindiğimiz üzere başka zamanlarda da gündeme gelse de yalnızca belirli odalar üzerinden belirli gündemler bahane edilerek tartışmalar açılmış ve gelen tepkiler üzerine geri adım atılmıştı. Mimarlar Odasının Atatürk Orman Çiftliği ve Kaçak Saray’la ilgili yaptığı çalışmalar Tayyipgiller’i kızdırmış ama tüm odalar için bir değişikliğe gidilmesine cesaret edilememişti. Ancak bugün AKP tarafından bu meslek birliklerinin tüm yapısıyla ilgili değişikliğin özellikle OHAL rejimi sayesinde bir oldu bittiye getirilerek daha kolay yapılacağı düşünülmektedir.

Tüm bunların yanında AKP’giller’in Şefi sözde milliyetçilik üzerinden bütün bu tartışmayı açmaktadır. Oysa bugün hem Fetullahçı denilen Ortaçağcı gericiler hem de Amerikancı Kürt Siyasi Hareketi gelinen noktadan memnundur. Zaten proje bir dönem Fetullahçılarla ortak şekilde hazırlandığı gibi “Türk” ve “Türkiye” ibarelerinden rahatsız olan ve ayrı bölgesel meslek odalarının kurulmasını isteyen de Amerikancı Kürt Siyasi Hareketidir.

Sonuçta gelinen nokta bizi siyasi olarak şaşırtmamıştır. Yukarıda da belirttiğimiz üzere 16 yıllık bir iktidarın adım adım ülkemizi nasıl bir karanlığa sürüklediğini her seferinde sesimiz çıktığınca haykırdık. Ancak aydın geçinen insanlarımız bu durumu ya anlamadı ya da anlamazlıktan geldi. Özellikle bugün kapılarına kilit vurulma aşamasına gelmiş odaların yönetiminde bulunanlar, zaman zaman destek verdiler veya sesiz kaldılar, AKP’giller’in ve emperyalizmin ülkemizdeki ve bölgemizdeki saldırılarına.

Örneğin bu gün kapatılmak, dağıtılmak istenen Türkiye Barolar Birliğinin Başkanı M. Feyzioğlu defalarca, hukuk dışına çıkmış bir iktidarın can simidi oldu. Yolsuzlukları alenen ortaya çıkmışken 4 Ocak 2014’te Dolmabahçe görüşmesini yaptı. Hukukun ayaklar altına alındığı, avukatlık mesleğinin yok sayıldığı, Olağanüstü Halin ilan edildiği bir dönemde, diğer cüppe ilikleyen yargı mensuplarıyla birlikte Kaçak Saray’da Adli Yıl Açılışı yaptı ve övgüler düzdü “Ganimet Savaşı”nın galibine. Kendisine sorana, hâlâ “Sayın Cumhurbaşkanımız yanlış bilgilendirilmiş.” diye beyanatta bulunmaktadır. Özet olarak, 6 Ocak 2014’te dediğimiz gibi hâlâ “düzenbazlık” yapmaya devem etmektedir.

Tük Tabipler Birliği ve Türk Mühendis Mimarlar Birliği gibi bir kısım kurumların yöneticileri ise ABD ve AB Emperyalizminin ülkemizi ve bölgemizi nasıl bir karanlığa, yeni bir “Sevr Bataklığına” sürüklediğini ya görmediler veya görmezden geldiler. AB fonlarından alınan maddi desteklerle iş yapmaya çalıştılar, Amerikancı Kürt Siyasi Hareketinin perspektifinden bakarak, asli görevlerinden uzaklaşarak bir kısım faaliyetlerini gerçekleştirdiler.

Ancak, yöneticilerinin söz konusu yanlışları ve eksiklikleri kamusal faaliyet yürüten meslek birliklerinin, halk nezdinde önemini yitirmesine neden olamaz. Bu kurumların, toplumun ve söz konusu meslekleri icra eden kişilerin yararına birçok işlevi vardır. Bu odalar ve birlikler, mensuplarına mesleki eğitim verdikleri gibi mesleğin ahlaki denetimini de sağlamaktadırlar. Böylelikle mesleklere belirli bir kalite getirildiği gibi belli meslekler adına insanların dolandırılması da önlenmektedir. Bunun yanında bu kurumlar kendi alanlarında, halkın sağlığı, yargı bağımsızlığı, şehirlerin, tarihin ve doğanın yağmalanması gibi toplumsal sorunlara sahip çıkarak, kamu yararını da korumaktadırlar. Özellikle AKP iktidarı döneminde halkın zararına gerçekleştirilecek birçok iş bu kurumlarca engellenmiştir.

Bugün itibariyle AB-D Emperyalistlerinin projelerine göre ve yerli yabancı Parababalarının çıkarları doğrultusunda; eğitim ve ordu şekillendirilmiş, sendikalar susturulmuş ve basın yok edilmiştir. Aydın kesimin örgütlü bulunduğu, kamusal hizmet gören mesleklere ait odalar ise cılız da olsa muhalefet etmeye devam etmektedir. Bu nedenle çoktan beri hukuk dışına çıkmış iktidar için bunların da susturulması ve yeni siyasi ve maddi rant alanlarının açılması gerekmektedir. AKP’giller’in Şefi bunun için bir çıkış yapmış ve gereğinin yapılmasını avenesinden istemiştir.

Bu çıkışa, saldırıya, karşı yapılabilecek tek şey, etkili ve örgütlü mücadeledir. Meslek onuruna sahip herkes eminiz ki kendisine ve halkına yapılan bu müdahaleye karşı direnecektir. Ancak bu tepki ne yazık ki meslek örgütlerince yeterli şekilde dile getirilmemiştir. Meslek örgütleri hâlâ etkili bir davranış yerine sessizliği tercih etmektedirler. Türkiye Barolar Birliği bile 15 günden fazla bir süre koyarak kapalı salon toplantısı yapmakla yetinmektedir. Oysa geç kalındığı takdirde yürütülecek bir meslek ve üye olunacak bir Anayasal kurum kalmayacaktır.

Mesleğimizi onurlu şekilde ifa etmenin, aydın kişi olarak toplumun çıkarlarına sahip çıkmanın yolu, bu zor günlerde bedel ödemeyi göze almaktan geçer. Avukatlar cüppeleriyle, doktorlar önlükleriyle, mühendisler baretleriyle acilen sokağa çıkmalı, seslerini yükseltmelidirler.

Çünkü sessiz kalmak onaylamaktır. 12/02/2018

Halkçı Hukukçular

 

 

 

 

 

Comments are closed.