Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Mehmet Akarca hakkında suç duyurusu

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Mehmet Akarca hakkında

Adli ve İdari Soruşturma Açılması için Suç Duyurusunda bulunduk.

Ancak tedbiren kendisini istifaya davet ediyoruz!

Bilindiği gibi, Yunanistan; Ege Denizi’ndeki 18 adamızı ve bir kayalığı 2014 yılından bu yana işgal ve ilhak etmiştir. Yunanistan, bu adalara ilkin bayrak dikti. Yerleşime açtı. Turistik tesisler yaptı.  Askeri birlikler gönderdi. Kışlalar oluşturdu. Cumhurbaşkanı, Genelkurmay Başkanı ve bakanları ile ziyaretler yaptı. Silahlandırdığı adalarımızda, topların namlularını Türkiye’ye döndürerek askeri tatbikatlar-törenler düzenledi. AB ülkelerinden gelen bakanları ağırladı. Kuzu çevirme partileri yaptı. Adalarımızın yeraltı zenginliklerini çıkartıp Atina’ya taşıdı.

Yunanistan bunlarla da yetinmedi, işgalini silahlı saldırganlığa, deniz haydutluğuna vardırdı. Kendi karasularımızda balık avlayan Türk Vatandaşlarına ateş ederek, kimisini öldürdü, kimisini tutukladı.

Başta Yunanistan Savunma Bakanı Kammenos olmak üzere, Yunanlı yetkililer Ege Denizi’nde karasularımızı ve hava sahamızı sürekli ihlal ettiler. Kendilerini uyaran Türk yetkililere bir de Türkçe küfürler savurarak meydan okudular.

Son olarak ise 6 Ocak 2018 günü sabah saatlerinde Yunanistan Başbakanı Çipras, Savunma Bakanı Kammenos, Genelkurmay Başkanı Oramiral Apostolakis ve Denizcilik Bakanı Panayotis Kurupilis Kelemez Adası’na geldiler. Kelemez Adası’nda düzenlenen Epifani (suya haç atma, suyu kutsama) törenine katıldılar. Ardından da Bodrum sahillerine 4 mil uzaklıktaki Keçi Adası’na geldiler.

Yunanistan, tam 13 yıldır, Ege Denizi’ni kendisine ait bir göl gibi görerek sürekli egemenlik haklarımızı ihlal etmektedir. Sürekli Türkiye’ye meydan okumakta… Yunanistan Savunma Bakanı; Kılıçdaroğlu’nun “2019’da o adaları alacağız” efelenmesi karşısında; “sıkıyorsa gel de al” diyerek meydan okumuştur…

Bunun karşılığında iktidarıyla muhalefetiyle bizim siyasiler ise “görmedim-duymadım-bilmiyorum” diyerek “üç maymunu” oynamaktalar… Böyle iktidara böyle muhalefet… Ne de uyumlular değil mi?..

Yukarıda belirtilen Yunanistan’ın uluslararası hukuka aykırı uygulamaları ve meydan okumaları karşısında bugüne kadar hiçbir girişimde bulunmadılar. Yani konuyu sürekli gündemde tutan Sayın Ümit Yalım’ın deyimiyle, Yunanistan’a “müzik notası bile” verememekteler… Kendilerinin pasaportla girdikleri Ege Denizi’ndeki Türkiye’ye ait adalara Yunanlı yetkililer ellerini kollarını sallayarak girmekteler.

AKP’giller’in “her şeyi bilen(!), her konuda olur olmaz laf eden” Reisi bile, iş bu konuya gelince “ölü numarası” yapmaktadır. 7 Aralık 2017’de yaptığı Yunanistan ziyaretinde, “Lozan’ı güncellemeliyiz” diyerek, kendince “artistlik” yaparken, adalar işgaline hiç değinmemiştir bile…

Kaldı ki, bazen sıkışıp açıklama yapmak zorunda kalan AKP’giller’den bazıları ve bazı muhalefet sözcüleri (sanki ağız birliği etmişçesine) sözde Yunanistan’ı eleştirirken; “Ege’de aidiyeti tartışmalı kara parçalarına Yunanistan’ın çökmesi etik değildir” gibi özünde Yunanistan’ı mazur gören açıklamalar yapmaktalar. Bütün bunlar göstermektedir ki, iktidarıyla muhalefetiyle Meclisteki Amerikancı partilerin tamamı aynı toptan kesmedir ve aynı ağızla konuşmaktalar. Bu nedenle, Amerikancı bu partilerin seçmeni kandırma amaçlı mızıldanmalarının bir önemi yoktur.

Oysa partimiz HKP; yıllardır, Yunanistan’ın Ege Denizi’ndeki bu işgal ve ilhakına karşı, hem hukuki hem de fiili eylemlerle mücadele etmektedir. Yunanistan tarafından işgal edilen adalarımızın Türk Karasularına en yakın olan bölgeler olan Çeşme’de, Didim’de Bodrum’da defalarca eylem yaptık. Bu işgal karşısında görevlerini yapmayan Başbakan’ından Bakanlarına, Genelkurmay Başkanından Valilerine kadar tüm sorumlular hakkında Suç Duyurularında bulunduk.

Bu suç duyurularımızın tamamında, işgal ve ilhakla ilgili eylemleri gün gün somutlayarak, fotoğraflarını ve diğer belgelerini ekleyerek savcılıklara verdik. Dilekçelerimize, başta Lozan Antlaşması olmak üzere, Türkiye-İtalyan Sözleşmesi’ni ve bu Sözleşme’ye bağlı olarak Türkiye’ye bırakılan ve Didim sınırlarındaki Marathi Adası’nın BM arşivlerinde bulunan tapusunu koyduk. İşgalle ilgili güncel bilgilere sahip ve konunun sürekli takipçisi olan Milli Savunma Bakanlığı Eski Genel Sekreteri Kurmay Albay Sayın Ümit Yalım’ın tanık olarak dinlenmesini talep ettik.

Ancak bugüne kadar hiçbir savcı, bu somut şikâyetlerimiz hakkında hiçbir işlem yapmadı, yapamadı. Unvanlarında Cumhuriyetin Savcısı yazan bu kişiler, artık AKP’nin Hukuk Bürolarına dönüştürülen yargı mekanizması içinde siyasi iktidarın emirerleri konumuna düşmüş durumdalar, maalesef.

İşte bu nedenle Ceza Muhakemesi Kanununun kendilerine yüklediği görevleri dahi yerine getirmeyerek somut hiçbir araştırma ve inceleme yapmadan, bütün suç duyurusu dilekçelerimiz hakkında; “şikayet dilekçesinin soyut ve genel nitelikte olduğu, somut bilgi ve belgeye dayanmadığı” iddiasıyla “işleme koymama” kararları vermekteler.

Bunlardan en sonuncusu da; işgal edilen adalarımızın sınırları içinde bulunan İzmir, Aydın ve Muğla illerinde 2004 yılından bu yana görev yapan Valilerin 5442 sayılı İl İdaresi Kanununun kendilerine verdiği yetki ve sorumluluğun gereğini yerine getirmeyerek, Ege Denizi’nde görev yaptıkları ilin sınırları içinde bulunan Adalarımızın işgaline sessiz kalmakla işledikleri suçlar nedeniyle yaptığımız Suç Duyurusuna Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından verilen “işleme konulmama” kararı oldu.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Mehmet Akarca; CMK’nin 160/1. maddesi gereğince “hemen işin gereğini araştırmaya başlamak” zorunda olmasına rağmen, hiçbir işlem yapmamıştır. Yine CMK m. 161/1. madde uyarınca “Cumhuriyet Savcısının her türlü araştırmayı yapabilme ve bütün kamu görevlilerinden her türlü bilgiyi isteyebilme” yetkisi varken, bu yetkisini kullanmamıştır. Dolayısıyla Partimizin Dilekçesini hiç okumadan “şikâyet dilekçesinin soyut ve genel nitelikte olduğu, somut bilgi ve belgeye dayanmadığı” “gerekçesiyle dilekçemiz hakkında “işleme konulmama kararı” vermiştir.

Maddi gerçeği (suçu) araştırmadan, en azından somut bilgi ve belgelere sahip olan tanığımız Ümit Yalım’ı dinlemeden dilekçeyi işleme koymama” kararı veren Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Mehmet Akarca;  CMK’nin savcıların görevlerini belirten, açıkça ve emredici şekilde düzenlenen görevlerini yerine getirmeyerek TCK. m. 257’de tanımlanan “Görevi Kötüye Kullanma” suçunu işlemiştir. Bu suçu işleyen birisinin Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı makamını derhal boşaltması gerekir. Bu nedenle kendisini istifaya davet ediyoruz. Ayrıca gerekli ADLİ ve İDARİ soruşturma açılması ve cezalandırılması için kendisi hakkında; Yargıtay Kanununun 46’ncı maddesi uyarınca Yargıtay Birinci Başkanlık Kuruluna şikâyet dilekçesi verilmiştir.

Ülkemizin en Vatansever, en Halksever gerçek muhalefet partisi olan Halkın Kurtuluş Partisi; Ülkemizin Egemenlik Haklarının ayaklar altına alınmasına ve bu işgal ve ilhaka seyirci kalınmasına itiraz etmektedir. İşgale karşı siyasi ve askeri önlemler alması gereken sorumlularla, bunlara karşı yaptığımız suç duyurularımızı hiçbir inceleme yapmadan ve hiçbir hukuki gerekçe getirmeden reddeden Savcıların da hesap vermesini istemektedir.

Bugün bu hesap; sorulmuyor/sorulamıyorsa da yarın Demokratik Halk İktidarından mutlaka sorulacaktır. 08.01.2018

HALKIN KURTULUŞ PARTİSİ
GENEL MERKEZİ

 

 

Verilen Dilekçe: 

YARGITAY BİRİNCİ BAŞKANLIK KURULUNA

 

ŞİKÂYET EDEN                : HALKIN KURTULUŞ PARTİSİ

                                               Karanfil Sokak. No: 24/15  Çankaya/ANKARA

 

VEKİLLERİ                                    : Av. Orhan ÖZER, Av. Metin BAYYAR, Av. Ayhan ERKAN,

Av. Ali Serdal ÇINGI, Av. Tacettin ÇOLAK, Av. Sait KIRAN, Av. Ferit CÖHCE, Av. Azime Ayça OKUR, Av. Halil AĞIRGÖL,Av. Doğan ERKAN, Av. Pınar AKBİNA,

Ortak Adres: Halit Ziya Bulvarı No: 33 Kat: 2/203 Konak/İZMİR

ŞÜPHELİ                             : Mehmet AKARCA (Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı)

KONUSU                              : Ege Denizi’ndeki Türkiye’ye ait adaların Yunanistan tarafından işgal ve ilhak edilmesine sessiz kalan; idari, adli, askeri ve siyasi bir işlem başlatmayan ve başlatılması için girişimlerde bulunmayan İzmir, Aydın ve Muğla Valileri hakkında yaptığımız Suç Duyurumuz hakkında; dilekçe ekinde sunulan onca belge ve bilgiye ve hatta Milli Savunma Bakanı Eski Genel Sekreteri’nin tanık olarak dinlenilmesi talebimize rağmen, gerekli soruşturmayı yapmayarak; “…. şikayet dilekçesinin soyut ve genel nitelikte olduğu, somut bilgi ve belgeye dayanmadığı” gerekçesiyle 07/12/2017 tarih, 2017/188 Soruşturma, 2017/69 Karar Nolu “İşleme Konulmama” kararı vererek GÖREVİNİ SUİSTİMAL EDEN şüpheli hakkında adli ve idari soruşturma açılarak, kovuşturmaya geçilmesi ve sonuçta cezalandırılması istemidir.

 

ŞİKÂYETLERİMİZ           : 1- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nca Ege Denizi’nde (bazıları

Marmara Denizi’ndeki Büyükada’nın en az üç katı büyüklüğünde kara parçası olan) 18 adamızın ve bir kayalığın Yunanistan tarafından 2004 yılından bu yana işgal ve ilhak edilmesine sessiz kalan, idari, adli, askeri ve siyasi bir işlem başlatmayan ve başlatılması için girişimlerde bulunmayan İzmir, Aydın ve Muğla Valileri hakkında yaptığımız Suç Duyurumuz hakkında gerekli soruşturma yapılmayarak; “…. şikayet dilekçesinin soyut ve genel nitelikte olduğu, somut bilgi ve belgeye dayanmadığı” gerekçesiyle 07/12/2017 tarih, 2017/188 Soruşturma, 2017/69 Karar Nolu “İşleme Konulmama” kararı verilmiştir.

 

2- Oysa dilekçe ekinde onca belge ve bilgi sunmuş, hatta Milli Savunma Bakanı Eski Genel Sekreteri’nin tanık olarak dinlenilmesini talep etmiştik. Yine 4 Ocak 1932’de imzalanan Türk-İtalyan Sözleşmesinin 1’inci maddesinde Didim İlçemiz sınırları içinde bulunan Marathi Adası’nın Türkiye’nin Egemenliği altında olduğu yazılı olduğunu, anılan sözleşmenin 14 Ocak 1933’de TBMM tarafından kabul edilerek 25 Ocak 1933 tarihli Resmi Gazete’de yayımlandığını ve Türk-İtalyan Sözleşmesinin 24 Mayıs 1933 tarihinde Milletler Cemiyeti Sekreterliği’ne 3191 seri numarası ile tescil ettirilerek genel sekreterin imzasını taşıyan tescil belgesinin BM arşivinde bulunduğunu belirtmiştik. Bununla da yetinmeyerek, Türk-İtalyan Sözleşmesi’nin TBMM tarafından kabulü ile ilgili Resmi Gazete örneğini ve anılan tescil belgesinin İngilizce orijinalinin fotokopisini dilekçe ekinde sunmuştuk.

 

3- Yunanistan’ın, bu adalara bayrak diktiğini, Cumhurbaşkanı ve bakanları ile ziyaretler, askeri törenler yaptığını, denetlemelerde bulunduğunu, AB ülkelerinden gelen bakanları ağırladığını belgeleriyle ortaya koymuştuk. Maalesef 2004’ten bu yana görev yapan her düzeyde siyasi, askeri ve mülki amir vb. yönetimindeki Türkiye tarafından bu işgale ses çıkartılmayınca, Yunanistan devletinin giderek pervasızlaştığını, işgal ettiği adalarımızı SİLAHLANDIRDIĞINI ve Askeri Tatbikatlar yapmaya, Turizm Tesisleri açmaya, maden aramaya ve bulduğu madenleri taşımaya başladığını, yine bu adalarda kuzu çevirme partileri verdiğini resimleriyle birlikte kanıtladık. Yine Yunanistan’ın, 1947 Paris Antlaşmasına göre silahtan arındırılması gereken on iki adaya da askeri tesisler kurarak ağır savaş silahları yerleştirdiğini ve buralarda Kara, Hava ve Deniz tatbikatları yaptığını dair belgeler sunmuştuk.

 

4- Yunanistan’ın, işgalini silahlı saldırganlığa, deniz haydutluğuna çevirdiğini, kendi karasularımızda Türk Vatandaşlarına ateş ederek öldürdüğünü, tutukladığını vurgulamış; 14 Nisan 2014 tarihinde Bodrum bölgesinde, “insan kaçakçılığı yapılıyor” gerekçesiyle Yunan Sahil Güvenlik Botundan açılan uçaksavar ateşi ile Türk Kaptan Mustafa Ateş’in öldürüldüğünü yazdık.

 

28 Mayıs 2014’te, Bodrum Turgutreis Çatal Adası yakınlarında balık avlayan Türk vatandaşlarının içinde bulunduğu tekneye, Yunan Sahil Güvenlik Botundan ateş açılarak, teknede bulunan 4 Türk vatandaşının İstanköy Adası’na götürülerek tutuklandığını, tutuklanan tekne kaptanı Kaan Camuzoğlu’nun, Pire kentindeki Koridalos Cezaevine konulduğunu, mahkemeye çıkarılmadan aylarca hapishanelerde tutulan Kaan Camuzoğlu’nun ilerleyen kanser hastalığından ölmek üzereyken serbest bırakıldığını ve Türkiye’ye döndükten sonra 05 Eylül 2015’te hayatını kaybettiğini, yer ve tarih belirterek, olay anlatarak somut bir şekilde açıkladık.

 

5- Başta Yunanistan Savunma Bakanı Panos Kammenos olmak üzere, Yunanistan Cumhurbaşkanı, Genel Kurmay Başkanı ve diğer kuvvet komutanlarının işgal altındaki Türk topraklarını sık sık ziyaret ettiklerini, hangi tarihte hangi adaya gelip askerlerle birlikte resim çektirdiklerini ve bu faaliyetlerini de internet ortamında servis ettiklerini yazdık. Örneğin; Yunanistan Cumhurbaşkanı Pavlopoulos’un, 07 Mart 2017’de, Muğla’nın Keçi Adası’nda dolaşırken bu adaya inşa ettikleri kilisenin çatısında dalgalanan Bizans bayrağının altında resim çektirerek Türk topraklarında Bizans Devletinin kurulduğu mesajını verdiğini belirttik.

 

6- Bundan başka; Yunanistan’ın bu işgaline tepki gösteren Sahil Güvenlik Komutanlığı’nda görevli subaylarımızın işgalden alabildiğine rahatsız olduklarını ve adalarla ilgili her gelişmeyi Birleştirilmiş Hava Harekât Merkezi’ne anında rapor ettiklerini, ancak Harekât Merkezi’nin Sahil Güvenlik Komutanlığındaki subaylara, ‘İşgal altındaki adalara yaklaşmayın’ talimatı verildiğini, Subayların da ‘Burası bizim devriye alanımız. Eğer gitmemizi istemiyorsanız yazılı emir verin’ dediklerini, Sahil Güvenlik Komutanı ve kurmay başkanının da yazılı emir veremediğini, iddia eden Milli Savunma Bakanlığı eski Genel Sekreteri Ümit Yalım’ın çok önemli bir iddiasına da yer vermiştik…

 

Sayın Yalım’ın; “Ben, adalarımızın işgalini ilk kez 31 Aralık 2008’de öğrenmiştim. Yunan Kara Kuvvetleri Komutanı ile Genelkurmay Başkanı Aydın’a bağlı Bulamaç Adası’na gitti. Hava Kuvvetleri, ‘hava sahası ihlali’ verdi. ‘Bunların hava sahamızda ne işi var?’ diye araştırınca olay ortaya çıktı. Bu olaydan sonra 6 Ocak 2009’da Yunan Cumhurbaşkanı Papulyas Aydın’ın Eşek Adası’na gitti. Bunun üzerine Dışişleri Bakanlığı’ndaki diplomatları Genelkurmay’a davet ettik, müşterek bir toplantı yaptık. Bu toplantıda Genelkurmay yetkilileri adaların boşaltılmasını talep etti. Hükümet kanadı ise bu konuda ayak sürüdü. Verilen arada önemli bir isim ‘bu adaların AKP hükümetinin bilgisi dahilinde işgal edildiğini’ itiraf etti. Bugün işgal edilen ada sayısı 18’e ulaştı.” dediğini,

 

                        Sayın Yalım’ın bu beyanında geçen; “adaların AKP hükümetinin bilgisi dahilinde işgal edildiğini” itiraf eden “önemli ismin” kim olduğu araştırılarak bilgisine başvurulması gerektiğini talep etmiştik. Bunun doğru olması halinde “adalarımızın işgalinde bilgisi olan AKP’lilerin” tamamının TCK’nun 302. maddesinde tanımlanan suçunun karşılığı olan AĞIRLAŞTIRILMIŞ MÜEBBET hapis cezasına mahkûm edilmeleri gerektiğini vurguladık.

 

Yine Sayın Yalım’ın iddiasında geçen Sahil Güvenlik Komutanlığı Subaylarına; “Adalara Yaklaşmayın” talimatını kim ya da kimlerin verdiğinin araştırılarak ortaya çıkartılması gerektiğini talep etmiştik.

 

7- Soruşturma dosyası getirtilip incelendiğinde görüleceği üzere, dilekçemizde; Yunanistan’ın Ege Denizi’ndeki egemenlik haklarımızı hiçe sayan uygulamaları ile adalarımızdaki işgal ve ilhakının boyutlarını kanıtlayan birçok bilgi ve belgeye yer verdik.

 

8- Öte yandan şikâyet dilekçemizde; somut ve kapsamlı bir şekilde hukuki nitelemede de bulunulmuştur. Yunanistan’ın Ege Denizi’ndeki Türkiye’nin egemenlik haklarına tecavüz eden fiillerinin Savaş Suçu kapsamında bulunduğunu ve bu suçun Uluslararası Hukuktaki karşılıklarını, Lozan Antlaşması’nın “Asya kıyısından 3 milden az bir uzaklıkta bulunan adalar, TÜRK EGEMENLİĞİ ALTINDA KALACAKTIRşeklinde hüküm içeren 12’nci maddesini, yukarıda belirtildiği gibi 1932 tarihli Türk-İtalyan Sözleşmesinin birinci maddesini ve Milletler Cemiyeti Sekreteri’nin imzasını taşıyan 24 Mayıs 1933 tarih, 3191 seri numaralı tescil belgesi ve Resmi Gazete örneğini, 2692 Sayılı Sahil Güvenlik Komutanlığı Kanunu’nun konumuzla ilgili bölümlerini, 5442 sayılı İl İdaresi Kanunu’ndaki, İl ve İlçe sınırları içerisinde kamu düzeni ve güveninin korunması, suç işlenmesinin önlenmesi konusunda mahallin en büyük mülki amirine verilen görev ve sorumlulukları, anılan kanuna göre Valilere çok geniş yetkiler verildiği gibi, devletin genel ve özel bütün kolluk kuvvetlerinin emirlerine verildiğini ve gerektiğinde askeri kuvvetlerin de harekete geçirme yetkilerinin bulunduğunu, İzmir, Aydın ve Muğla illerinde 2004 yılından bu yana görev yapan Valilerin 5442 sayılı İl İdaresi Kanunun kendilerine verdiği bu yetki ve sorumluluğun gereğini yerine getirmediklerini, bu Valilerin de Ege Denizi’nde görev yaptıkları ilin sınırları içinde bulunan Adalarımızın işgaline karşı sessiz kalmakla işledikleri suçları; oluşa göre illiyet bağlarıyla birlikte açık açık ortaya koymuştuk.

 

Ayrıca, yapılacak soruşturma ve kovuşturmada Ege’deki Adalarımızın işgaline dair somut bilgi ve belgeleri elinde bulunduran Milli Savunma Bakanlığı Eski Genel Sekreteri Kurmay Albay Ümit YALIM’ın tanık sıfatıyla bilgisine başvurulmasını istedik.

 

Bütün bunların hangisi; “soyut ve genel nitelikte”dir. Ya da dilekçemizin neresi “somut bilgi ve belgeye dayanma”maktadır? Adamlar adalardaki işgal ve ilhakı meşrulaştırmak için her türlü faaliyetlerini Genelkurmay sitesinde yayınlıyorlar, hava sahamızı ihlal ettiklerini uyaran görevlilerimize Yunanistan Savunma Bakanı Türkçe küfürler savuruyor ve “gel de al” diyerek alenen ülkemize meydan okuyor, biz bunlara karşı sessiz kalan siyasilerle mülki amirlere sorumluluklarını hatırlatıp haklarında suç duyurularında bulununca Savcılık bizim dilekçelerimiz “soyut ve genel” nitelikte buluyor. Savcılığın somut ve özel nitelikten anladığı nedir acaba? Doğrusu merak ediyoruz. Kaldı ki, işleme koymama kararında Başsavcılık; hiçbir gerekçe göstermeden, somut bir belirleme yapmadan, tamamen siyasi saiklerle hareket etmiştir. Ulusal egemenlik, ulusal onur ve bağımsızlığımızı koruma anlayışından uzaktır bu karar.

 

                        9- Anlaşılan Yargıtay Başsavcılığı’nca bizim Şikâyet Dilekçemiz hiç okunmamış. Eğer okunmuş olsaydı böyle bir karara, hele hele “şikayet dilekçesinin soyut ve genel nitelikte olduğu, somut bilgi ve belgeye dayanmadığı” sonucuna varılması mümkün değildi. Oysa CMK Madde 160/1 uyarınca “Cumhuriyet savcısı, kamu davasını açmaya yer olup olmadığına karar vermek üzere hemen İŞİN GERÇEĞİNİ araştırmaya başlar.

 

Yine Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 161/1 fıkrası uyarınca “Cumhuriyet Savcısı her türlü araştırmayı yapabilir; yukarıdaki maddede yazılı sonuçlara varmak için bütün kamu görevlilerinden her türlü bilgiyi isteyebilir.”

 

Aynı kanunu 161/4 emredici hükmü çerçevesinde “Diğer kamu görevlileri de, yürütülmekte olan soruşturma kapsamında ihtiyaç duyulan bilgi ve belgeleri, talep eden Cumhuriyet savcısına vakit geçirmeksizin temin etmekle yükümlüdür.” Özetle, savcı tüm bu araştırmaları yapmak, bilgi ve belgeleri toplamak zorundadır. Dahası, suçlananların ya da suçlananlarla bağlantılı olanların kamu görevlisi olması, suçlamalardan bağışık olmak bir yana; Cumhuriyet savcılarına suçlamayla ilgili bilgi ve belgeleri temin etmek görevi yüklemektedir.

 

Karar gerekçesinde “şikayet dilekçesinin soyut ve genel nitelikte olduğu, somut bilgi ve belgeye dayanmadığı”nı söyleyen savcı, yukarıdaki verilerin hangisini incelemiş, hangi araştırmayı hayata geçirmiştir? Hiçbirini..

 

10- Sonuç olarak; yukarıda anlatılan gerekçelerle, şikayetli savcının maddi gerçeği (suçu) araştırmadan, en azından somut bilgi ve belgelere sahip olan tanığımız Ümit Yalım’ı dinlemeden verdiği dilekçeyi işleme koymama” kararı, CMK’nun ilgili maddelerinde açıkça ve emredici şekilde belirtilen görevlerini yerine getirmeme fiili kapsamındadır. Bu fiil de TCK. m. 257’de tanımlanan “Görevi Kötüye Kullanma” suçunun yaptırımını gerektirir.

 

Bilindiği gibi Yargıtay Kanununun “Suçlarla İlgili İnceleme, Soruşturma ve Kovuşturma Kişisel ve görevle ilgili suçlar”ı düzenleyen 46’ncı maddesinde;

 

“Yargıtay Birinci Başkanı, birinci başkanvekilleri, daire başkanları, üyeleri, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcı vekilinin görevleriyle ilgili veya kişisel suçlarından dolayı haklarında soruşturma yapılabilmesi Birinci Başkanlık Kurulunun kararına bağlıdır.” denilmektedir.

 

Bu nedenle, şüpheli Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı hakkında ADLİ ve İDARİ soruşturma yapılabilmesi için Sayın Kurulunuza başvuruyoruz.

 

SONUÇ ve İSTEM              : Sunulan nedenlerle;

Ege Denizi’ndeki Türkiye’ye ait adaların Yunanistan tarafından işgal ve ilhak edilmesine sessiz kalan; idari, adli, askeri ve siyasi bir işlem başlatmayan ve başlatılması için girişimlerde bulunmayan İzmir, Aydın ve Muğla Valileri hakkında yaptığımız Suç Duyurumuz hakkında; dilekçe ekinde sunulan onca belge ve bilgiye ve hatta Milli Savunma Bakanı Eski Genel Sekreteri’nin tanık olarak dinlenilmesi talebimize rağmen, gerekli soruşturmayı yapmayarak; “…. şikayet dilekçesinin soyut ve genel nitelikte olduğu, somut bilgi ve belgeye dayanmadığı” gerekçesiyle 07/12/2017 tarih, 2017/188 Soruşturma, 2017/69 Karar Nolu “İşleme Konulmama” kararı vererek GÖREVİNİ SUİSTİMAL EDEN şüpheli hakkında adli ve idari soruşturma açılarak, kovuşturmaya geçilmesi ve sonuçta cezalandırılması istemidir. 08/01/2018

 

HALKIN KURTULUŞ PARTİSİ

Vekilleri

Av. Metin BAYYAR           Av. Tacettin ÇOLAK                        Av. Sait KIRAN

Comments are closed.