Ey Amerikan uşakları! Ey Washington’u Kâbe edinenler!

Ey Amerikan uşakları!

Ey Washington’u Kâbe edinenler!

Ey Meclisteki Amerikancı Dörtlü Çete!

Ey Muaviye-Yezid Dincisi din tacirleri!

Ey bu aşağılık vurgun, sömürü ve çapul düzeninin savunucuları!

Bakın:

İşte namus budur, işte vicdan budur, işte mertlik, yiğitlik budur…

Ve işte İnsanlığın savunulması budur!

Bakın, yıllardan bu yana durup dinlenmeden saldırdığınız, binbir yalan ve iftirayla aşağılıkça itibarsızlaştırmaya çalıştığınız Komünist Halk Önderi, Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti’nin genç lideri Kim Jong Un ne diyor, sizlerin efendisi ve sahibi olan ABD Emperyalist Çakalı hakkında ve sizlerin müttefiki olan Siyonist İsrail hakkında:

“Kuzey Kore lideri Kim Jong-un, ‘bunak’ diye seslendiği ABD Başkanı Donald Trump’ın, İsrail’deki ABD Büyükelçiliği’ni Tel Aviv’den Kudüs’e taşıma kararını ‘pervasız’ ve ‘aşağılık’ bir hamle olarak nitelendirdi.

“Kudüs tartışmasına katılan Kuzey Kore lideri Kim Jong-un, Trump’ın Kudüs kararına karşı çıkarak “İsrail diye bir devlet var mı ki başkenti Kudüs olsun” dedi.

“Kuzey Kore lideri, konuşmasında Trump’a bunak diye seslenerek Kudüs kararı “pervasız ve aşağılık” ifadelerini kullandı.

“DÜNYA BARIŞINI KİMİN TEHDİT ETTİĞİNİ GÖSTERDİ”

“AFP’nin aktardığına göre, Kuzey Kore Dışişleri Bakanlığı sözcülerinden biri de, yaptığı açıklamada Kudüs gelişmesiyle ilgili şöyle konuştu:

“Akıl hastası bunağın (ABD Başkanı Donald Trump) Birleşmiş Milletler’de yer alan bir egemen devleti (Kuzey Kore) yok etme çağrısı yaptığını göz önünde bulundurarak, bu hamlesine de şaşırmadık.”

“Açıklamada, ABD’nin hamlesinin “dünya barışını ve küresel güvenliği kimin tehdit ettiğinin bir kez daha ortaya çıkardığı” belirtilirken, “meşru haklarını kazanmak için mücadele eden Filistin ve Arap halklarını destekleyecek ve dayanışma içerisinde olacağız” ifadesi kullanıldı.” (https://tr.sputniknews.com/asya/201712091031333087-kuzey-koreden-kudus-aciklamasi-akil-hastasi-bunak-sasirtmadi/)

Bizim de altına gururla imza atabileceğimiz sözlerdir bunlar. Biz de, yarım yüzyıldan bu yana, yani devrimci hayatımızın tümünde, hep bu görüşleri savunduk. Önderimiz Hikmet Kıvılcımlı da, Devrimci Gençliğin idolleri olan Denizler, Mahirler de hep bu görüşteydi.

Bildiğimiz gibi Deniz, Filistin’e giderek Filistinli Direnişçilerin safında bulunmuştu bir süre.

İşte, içtenlikli devrimciler-Gerçek Komünistler böyle tavır koyar. Onların yürekleri dillerindedir. Zihinleriyse, gerçeklere odaklanmıştır. Gerçekleri görürler, onları dile getirirler, zalimlere karşı hep mazlumların, ezilen ve sömürülen halkların, kitlelerin yanında olurlar.

Kim Jong- Un ve Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti Yönetimi, komünisttir. Ve bu tavrı koymaktadır, Kudüs ve Filistin konusunda.

Şimdi bakalım İslam Dünyasına…

Kaç devlet vardır, bu dünyayı oluşturan?

63 mü?..

Bunların bir teki olsun, bu namuslu ve korkusuz tutumu ortaya koyabiliyor mu?

Hayır…

İsrail’e karşı az çok direnmeye çalışan 3 devlet vardı Ortadoğu’da: Irak, Libya, Suriye.

Bunlar da, bildiğimiz gibi, BOP kapsamında ABD ve AB Emperyalist Haydutlarının başını çektiği ve yerel hain İslam Devletlerinin ve siyasi hareketlerin, örgütlerin saldırılarıyla cehenneme çevrilmiştir, ölüm tarlalarına çevrilmiştir.

Irak Lideri Saddam Hüseyin, asılarak katledilmiştir ABD tarafından.

Libya Lideri, Türkiye dostu Muammer Kaddafi, linç ettirilerek öldürülmüştür yine aynı alçak emperyalistler ve hain işbirlikçiler tarafından.

Ne yazık ki, ülkemiz Türkiye’nin iktidarda bulunan Amerikancı partileri ve yöneticileri de bu ihanet oyununda boylu boyunca yer almışlardır. Filistin, Irak, Suriye Halklarını vuran İsrail savaş uçakları, bir dönem Konya-Karapınar’da atış eğitimi yapıyorlardı.

1950’den itibaren iktidara gelen tüm Amerikancı burjuva partileri, İsrail’le, Amerika’nın direktifleri doğrultusunda, hep dost ve müttefik olmuşlardır. Bunlar içinde, sözde İsrail’e en karşı görünen Necmettin Erbakan bile, Refahyol Hükümeti döneminde İsrail’le, kapsamı milyar dolarları bulan ekonomik ve askeri işbirliği anlaşması imzalamıştır.

İşte belgesi:

“Silah geliştirme: 632,5 milyon dolarlık bütçesiyle savunma sanayi alanındaki anlaşma, en büyük anlaşma. Bu anlaşmaya göre İsrail Uçak Sanayi, Türkiye’nin 54 adet Fantom F-4E tipi savaş uçağını modernize ediyordu. “Fantom 2000″‘in ise ateşleme gücü ve manevra kabiliyeti yükseltilecek; üstelik görünümü ve elektronik aksanı da iyileştirilecek. İsrail anlaşmayı sağlama almak için Türkiye’ye nerdeyse bütün bu işlerin maliyetine denk gelecek kadar bir kredi verdi. İsrail, Türkiye’deki Amerikan yapımı M-60 cinsi tankları da geliştirme arayışı içerisinde.

“Teçhizat alımı: Popeye I füzeleri gibi bazı silahlar, hem Fantom geliştirmeleriyle birlikte geliyor hem de ayrıca satın alınıyordu. Türkiye (kısmi olarak Amerika’nın finanse ettiği ve yapımı halen süren) “Arrow” füze savunma sistemiyle ilgilendiğini, “Falcon” uçak radarı sistemlerinin yanında plastik ve klasik mayın detektörleri ve Türkiye’nin Suriye ve Irak sınırlarına (PKK geçişlerini önlemek için) çekeceği radarlı çit sistemlerini almak istediğini de açıkça ifade etti. İsrail, Türkiye için 5 milyar dolar karşılığında bin adet “Merkava Mark III” cinsi savaş tankı üretebilmeyi ümit ediyor. Diğer raporlar Türkiye’nin “Galil” tarzı piyade tüfekleri, deniz kuvvetleri devriye uçağı, insansız hava araçları ve uçak radar sistemleri ile de ilgilendiğini söylüyor. Bir Türk gazetecinin deyişiyle “Esasında, Türk ordusu İsrail’in sahip olduğu her şeyle ilgileniyor”.

“Ortak Üretim: Her iki taraf da “Popeye II” cinsi füzelerin üretimi için 150 milyon dolar ortak yatırım yapma konusunda anlaştılar. “Delilah” cinsi uzun menzilli füzelerin üretilmesi konusu ise müzakere aşamasında.

“Eğitim: Türk F-16 pilotları ve mürettebatları İsrail’de elektronik savaş eğitimi alırken İsrailli pilotlar da Anadolu’nun dağlık bölgelerinde sınırsızca uçuş talimi yapma serbestisine sahipler (dağlık arazide uçuş talimi yapmak, deniz üzerinde uçmaktan çok daha farklıdır. Üstelik İsrailli pilotlar böylece olası bir İran görevine hazırlanma imkanı da buluyorlar). Pilotlar yılda sekiz kere diğer ülkeye gidiyorlar. İki ülke, Haziran 1997’de Akdeniz üzerinde, arama-kurtarma çalışmalarına hizmet etmek maksadıyla, ortak hava ve deniz tatbikatları düzenledi. Bu tatbikatlar hiç de şaşılmayacak bir şekilde Suriye sahillerine yakın uluslararası sularda gerçekleştirildi. Bu alanda atılan en önemli adımsa Ankara ve Kudüs’ün Amerika ile birlikte beş gün sürecek 3 aşamalı bir deniz tatbikatı yapacağını ilan etmesi oldu. Bu tatbikatın ismi “Reliant Mermaid” (Deniz Kızı) idi ve normal şartlarda 1997 Kasım’ının ortasında başlaması planlanıyordu. Fakat bölgedeki diğer ülkeleri şoka sokan bu tatbikat, iki kere ertelendi. Hangi sebepten ötürü ertelendiği konusunda ise hiçbir açıklama yapılmadı.

“İstihbarat paylaşımı: Türk gazetelerinden birinde yayınlanan (fakat Türkiye savunma bakanının yalanladığı) bir rapora göre Doğu Almanya yıkıldığında, oradaki Sovyet yapımı silahlar, İsrail’e üç adet “MiG-29” cinsi savaş uçağı sağlayan Almanya Federal Cumhuriyeti’nin eline geçti. İsrail, Suriye’nin elindeki en gelişmiş savaş uçağı olan bu uçakların teknik bilgisini Türkiye ile paylaştı. Diğer yandan İsrail’in Suriye, Irak ve İran’a komşu olan Anadolu semalarında uçarken; düşman ülkelere dair bilgi topladığı da düşünülüyor.

“Geniş askeri veçhesinin yanı sıra Türk-İsrail ilişkilerinin diğer boyutları da var; fakat hiçbirisi askeri ilişkiler kadar dinamik ve ayrıntılı değil.

“Ticaret: Türk-İsrail Serbest Ticaret anlaşması 1996 yılının Mart ayında her iki ülke meclisinin de kabul etmesiyle imzalandı ve Mayıs 1997’de yürürlüğe girdi. Anlaşmanın iki ülke arasındaki ticaret hacmini üç yılda dört katına çıkartarak 450 milyon dolardan 2 milyar dolara taşıması bekleniyor. Anlaşmanın Türkiye’nin lehine olan yan etkileri de vardı: İsrail’in Amerika Birleşik Devletleri ile (ora aracılığı ile de Kanada ve Meksika ile) serbest ticari ilişkileri vardı; dolayısıyla bu anlaşma Türkiye’ye Kuzey Amerika’nın kapılarını aralamıştı.

“Taşımacılık: İki taraf ayrıca, bölgedeki ilişkiler “normalleştikten” -yani iki ülke arasındaki Suriye, yeterince değiştikten- sonra yürürlüğe girecek bir kara taşımacılığı anlaşması yaptıklarını duyurdular. Gerçi kara yolu olmadan bile bu iki ülke arasında herhangi bir taşımacılık sıkıntısı yok: Geçtiğimiz yıl, yaklaşık 400,000 İsrailli (nüfusun yaklaşık yüzde 8’i) Türkiye’yi ziyaret etti ve buraya yaklaşık 3 milyar dolar para bıraktı. (Türk Hava Yolları’nın İsrail havayolu şirketi El Al’dan sonra Telaviv’deki ikinci büyük hava taşımacılığı şirketi olması da aynı derecede etkileyici).

“Su: Türkiye’nin “barış boru hattı” önerileri ve İsrail’in “barış kanalı” fikirleri, Türkiye’den İsrail’e akacak tatlı su planları etrafında şekilleniyor. Fakat bu planların hiçbiri gerçekleşemedi; çünkü Suriyeli yöneticiler, kendi toprakları üzerinden böyle bir geçişin gerçekleşmesini reddettiler. Su taşımacılığı konusundaki diğer yollar, çok pahalı olmalarına rağmen hala görüşmelerde gündem oluşturmaya devam ediyor.

“Din: Nisan 1997, Türkiye’den bir din işleri heyetinin İsrail’e gerçekleştirdiği ilk ziyaretin tarihi idi; İstanbul müftüsü, müftülerden duymaya hiç de alışık olmadığımız bir açıklama yaptı bu ziyaret esnasında: “İsrail Devleti’nin varlığına yönelik Müslümanların dini bakımdan hiçbir itirazı olamaz” dedi.” (Daniel Pipes, http://tr.danielpipes.org/11084/turk-israil-anlasmasiyla-ortaya-cikan-yeni-eksen)

İşte uzun muhalefet yılları döneminde Siyonist İsrail karşıtlığıyla siyaset yapan, dolayısıyla da insanları Allah’la aldatanların en deneyimli ve en kıdemli hocası Molla Necmettin’in bile durumu budur. Diğerlerinin halini varın siz düşünün artık…

Bunların günümüzdeki son versiyonu, Kaçak Saraylı Reis’in AKP’giller’ine gelirsek; bunlar da her konuda olduğu gibi, hocaları Molla Necmettin’i sollamıştır, din alıp satmada, ihanette, ABD işbirlikçiliği ve hizmetkârlığında ve İsrail yandaşlığında.

Türkiye’yle İsrail arasındaki ticari ilişkiler geliştirilerek sürdürülmektedir bunlar zamanında da. Daha önce de birkaç kez belirttiğimiz gibi, Tayyip, Davos’taki meşhur “one minute” numarasını çekmesinden birkaç saniye sonra toplantı odasının kapısında; “Benim sözlerim aslında moderatöre yönelikti”, diyerek çark etmiş, nedametini ortaya koymuştu. Sonraki günlerde ve aylarda ise, İsrail’le bu numarası sonrası gerilen ilişkileri ortadan kaldırmak ve yeniden muhabbetli işbirliğine dönebilmek için ABD’deki İsrail Lobilerine tamı tamına 67 milyon dolar devlet parasını ödemişti.

Tüm bunlara ilaveten, ABD’yle yaptığı ihanet anlaşmasında İsrail’in düşmanlarının bertaraf edilmesi ve BOP’un hayata geçirilmesi konularında ABD’nin vereceği tüm görevleri sadakatle yerine getireceğine dair söz vermişti. Sözünü de tuttu, bildiğimiz gibi. İsrail’in Ortadoğu’daki önde gelen düşmanları olan Arap Ülkelerinin cehenneme çevrilmesinde en ön safta yer aldı, emperyalist efendilerinin yanıbaşında.

Tam 6 yıldan bu yana, “Zalim Esed, Zalim Esed” diye ekranlarda kükreyip duruyor Tayyip. Sadece bununla da yetinmiyor; ABD’nin ve AB’nin Irak’a ve Libya’ya yaptığı gibi, Suriye’ye de ordularıyla saldırmasını öneriyor. “Biz de bu konuda size eşlik edelim”, diyor.

İsrail tüm bu emperyalist talan savaşları sonrasında, tarihinin en güvenli dönemini yaşamaktadır bugünlerde. Artık hiçbir etkili düşmanı kalmamıştır Ortadoğu’da. İstediği zaman Suriye’ye bile uçaklarıyla dalmakta ve Mazlum Müslüman Halkı katletmektedir.

İşin bu konudaki acı tarafı ise; İsrail uçakları istedikleri anda Türkiye toprakları üzerinde, yani Türk Havasahası içinde yol alarak Suriye’deki hedeflerini vurmaktadır. İşte bunun kanıtı da:

“2007 yılında İsrail uçaklarına Türk hava sahası açıldı. Suriye sınırındaki mobil radarlar kaldırılmak suretiyle İsrail uçaklarının geçişi gizlenmeye çalışıldı. Ancak, Hudut Taburu 6/7 Eylül 2007 gecesi İsrail uçaklarını tespit etti… Uçakların yakıt tankları Hatay ve Gaziantep’te bulundu. İsrail uçakları 45 dakika süreyle Türk hava sahasını 100 mil (185 km.) ihlal etti. Türk hava sahasını kullanarak Suriye’ye giriş yapan İsrail uçakları Suriye’yi bombaladı. Olay, İsrail tarafının özür dilemesi ile geçiştirilmeye çalışıldı. İsrail’e nota verilmedi. Sadece BM Daimi Temsilcisi Baki İlkin tarafından İsrailli emekli bir havacı generale uyduruk bir mektup gönderildi. Anayasanın 92’nci maddesi ihlal edildi.” (http://www.yenicaggazetesi.com.tr/erdogan-israile-suriyeyi-nasil-bombalatti-38953yy.htm)

İktidarları boyunca yaptıkları binbir ihanete ilave olarak, bunu da yapmıştır Tayyipgiller. Siyonist İsrail’in Kardeş Suriye’yi vurmasına yardımcı olmuştur…

Biliyorsunuz, daha önce de söz ettik birkaç kez; Tayyip, ABD’deki Amerikan Yahudi Kongresi adlı kuruluştan “üstün cesaret madalyası” almıştır. Yani gerçeklikte böylesine İsrail dostudur Tayyip ve onun AKP’giller’i, söylemlerinin aksine.

Şunu da belirtelim:

İsrail zaten 1980’den bu yana Kudüs’ü başkent olarak tanımaktadır. Bu gerçeği Tayyip’in İsrail ziyaretinde, dönemin Başbakanı, “Beyrut Kasabı” namıyla ünlü Ariel Sharon, yüzüne karşı söylemiştir Tayyip’in. İşte, gerçeğin görüntüleri:

***

Videonun Tapesi:

Ariel Sharon: Biz, Sayın Erdoğan’ı, karşılamaktan büyük memnuniyet duymaktayız, Türkiye Başbakanını. Türkiye büyük bir ülke, 70 milyon nüfuslu. Bölgemizde merkezi konumda bulunan önemli bir ülke. Türkiye’yle dostluk ilişkilerimiz mevcuttur. Türkiye Başbakanının saygıdeğer heyetiyle beraber gerçekleştirdiği ziyaretin, iki ülke arasındaki ilişkilerin daha da güçlendirilmesi yolunda daha da güçlendirilmesi yolunda büyük katkıları olacaktır. Bu ziyaret Ortadoğu’da çok olumlu bir ortamın oluşmasında ve siyasi sürecin gelişmesi yolunda ve Tanrının izniyle barışın tesis olması için büyük bir adım olacaktır.

Kudüs’e hoş geldiniz. Yahudi Milletinin başkenti ve İsrail’in başkenti Kudüs’e hoş geldiniz. Hoş geldiniz.

Tayyip Erdoğan: Ben de özellikle Ortadoğu’daki barış sürecine katkıda bulunmak ve özellikle Filistin-İsrail arasında on yıllardır devam eden bu olumsuz süreci her iki ülke ve halkı için barışa…

***

Çok net biçimde görüldüğü gibi, Tayyip, Sharon’un “Kudüs Yahudi Milletinin ve İstail’in başkentidir” ifadesi karşısında, bırakalım rahatsızlık duymayı, tebessüm ediyor. Andan ve durumdan mutlu…

Şimdi ne diye görünüşte yaygara koparıyorsun, “Kudüs Müslümanlarındır” filan diye?

Ama bunların doğası böyle işte: İkili oynamak, saf, cahil, bilinçsiz Müslümanları din alıp satarak-Allah’la aldatarak kandırmak, avlamak…

Siyonist İsrail’in ABD yapımı olduğunu ve ABD’nin Ortadoğu’daki ileri karakolu olduğunu, petrol bekçisi olduğunu bilmiyor mu Tayyip?

Adı gibi biliyor…

Buna rağmen, ABD hizmetkârlığına ve İsrail yandaşlığına devam ediyor, hiç ara vermeksizin.

Trump, daha seçim kampanyaları sırasında, Başkan seçildiği takdirde ABD’nin Kudüs’ü İsrail’in başkenti olarak tanıyacağı sözünü vermedi mi?

Verdi. Şimdi de o sözü yerine getirmiş oluyor…

Tayyip’in buna hiç itirazı oldu mu o zamanlar?

Olmadı…

Hatta önünde eğilerek, ceketini ilikleyerek ABD ziyaretinde tokalaştığı Trump’la görüşmesi sonrası yapılan basın açıklamasında; “Dostum Donald’la çok başarılı ve olumlu görüşmeler yaptık.” diye esnaf ağzı kullanmadı mı?

İşin gerçeği, arkadaşlar; bu din bezirgânlarının, bu Muaviye-Yezid Dincilerinin, bu CIA-Pentagon Dincilerinin, İslamcılarının ne Kur’an umurlarındadır ne Hz. Muhammed ve onun kurduğu din… Ne de Müslüman Halklar…

Bunların işi gücü yalanla dümenle insanları kandırmak, avlamak, oylarını almak, iktidar koltuklarına oturup trilyonlarca dolarlık kamu malını aşırarak küplerini doldurmak ve devran sürmektir… Tarihteki tüm despotlar gibi, ömür boyu o makamlarda kalabilmektir. Başka da hiçbir şey zerre kadar olsun umurlarında değildir onların…

Bunlarda ahlâki ve vicdani değerler sistemi diye bir şey yoktur. Çıkarları gerektirdiği anda, o ana dek savunur göründükleri her şeyden vaz geçerler, onun tersini söyler ve yaparlar, hiçbir konuda güvenemezsiniz bunlara.

Ha, bunlar böyle de Meclisteki Amerikancı Dörtlü Çete’nin diğer üyeleri farklı mı?

Onlar da aynı… Al birini vur ötekine…

Burjuva siyasetçisi böyle olur işte. Bunlar özlerinde halk düşmanı oldukları için, tüm siyasetleri yalan, demagoji ve kandırmaca üzerine kuruludur. İçyüzlerini asla göstermezler halka. Gerçekte ise göründüklerinin tam tersidirler.

Sesleniyoruz bunlara:

Hadi bakalım, içinizde zerre kadar içtenlik ve tutarlılık bulundurma iddiasında olan varsa, söylesin bakalım, “Katil Amerika, Ortadoğu’dan defol!”, diye! “Siyonist İsrail, Ortadoğu’dan defol!”, diye!

Son olarak arkadaşlar, Tayyip’in şu sözlerine bakalım bir.

Ne diyor Tayyip?

“ABD Başkanı Trump’ın aldığı Kudüs kararı Türkiye açısından yok hükmündedir. İsrail bir terör devletidir. Kudüs, bizim gözümüzün nurudur. Çocuk katili bir ülkenin insafına terk etmeyeceğiz. İşgal ve yağmadan başka hiçbir değeri olmayan bir devletin insafına da bırakmayacağız.” (http://www.milliyet.com.tr/cumhurbaskani-erdogan-sivas-ta-siyaset-2570059/)

Odatv’de de yayımlanan Tayyip’in bu sözlerine; oldukça zeki bir MOSSAD Ajanı olduğunu tahmin ettiğimiz “StateofIsrael” imzalı yorumcu bakın ne karşılık veriyor:

“Sayın RTE’ye sormak lazım biz terör devletiysek, terör devletiyle iş yapan devlete ne denir?” (http://odatv.com/bu-israil-teror-devletidir-teror-1012171200.html)

Buyur, Kaçak Saraylı Hafız. Hadi, cevap ver bakalım. Yukarıda da belirttiğimiz gibi, sadece ticari işler yapmıyorsun İsrail’le. Askeri işler de yapıyorsun. İsrail savaş uçaklarının Türkiye üzerinden uçarak Kardeş Suriye mevzilerini vurmasında ona yardım ve yataklık da ediyorusun.

Sen bu kuru gürültü söylemlerinle ancak cahil, bilinçsiz insanlarımızı kandırabilirsin. Ona oynuyorsun sadece.

Hadi bakalım, zerre kadar cesaretin ve içtenliğin varsa tavır koy İsrail’e ve Amerika’ya. Kes onlarla ilişkilerini.

Yapamazsın, değil mi?

Zaten yapmak da istemezsin. Seninki sadece kandırmaca ve bu amaçla söylenen içtenliksiz, boş sözler…

Hep dediğimiz gibi, sen ve AKP’giller’in de zaten ABD yapımısınız. Meclisteki Dörtlü Çete’nin diğer bileşenleri gibi…

Saygıdeğer arkadaşlar;

İşte burjuva siyasetçilerinin içyüzleri, ya da daha açık bir ifadelendirmeyle ciğerleri budur.

Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti Devleti’nin ve Liderinin ortaya koyduğu tutumsa, biz Gerçek Komünistlerin ortak tutumudur. Bizim özümüz ve sözümüz birdir. Bizde yalan olmaz. Biz sadece halkların dostuyuz, mazlum ülkelerin dostuyuz.

Uluslararası Emperyalizme ve onun işbirlikçisi devletlere ve iktidarlaraysa en amansız biçimde düşmanız.

Hatırlarsınız; Küba’nın Efsanevi Lideri Fidel de, Che de, Ölümsüz Devrimci Hugo Chavez de, Bolivya’nın Devrimci Lideri Evo Morales de aynı tutum ve anlayış içindedir, Kuzey Koreli Devrimcilerle.

Eninde sonunda emperyalizmi, onun her türden ve soydan işbirlikçileriyle birlikte tarihe gömeceğiz!

En sonunda biz kazanacağız, ezilen ve sömürülen halk kitleleri kazanacak, dünya halkları kazanacak!

Halkız, Haklıyız, Yeneceğiz!

11 Aralık 2017

Nurullah Ankut

HKP Genel Başkanı

Comments are closed.