29 Ekim Laik Cumhuriyet’in ilanı Planlama, örgütleme, ani karar verme ve harekete geçme konularında Ustalaşmış bir adamın Emperyalizme ve Ortaçağcı Gericiliğe karşı elde edilen zaferi tüm dünyaya haykırmasıdır

29 Ekim Laik Cumhuriyetin ilanı

Planlama, örgütleme, ani karar verme ve harekete geçme konularında

Ustalaşmış bir adamın

Emperyalizme ve Ortaçağcı Gericiliğe karşı elde edilen zaferi

tüm dünyaya haykırmasıdır

“Makedonyalı Mustafa Kemal, amaçlarından birincisini elde etmişti. Türkiye’yi kurtarmış, canlandırmış; düşmanlarla sarılı, dağınık, parçalanmış bir imparatorluktan, ileride dost olabilecek milletler tarafından tanınan yoğun, katıksız bir devlet çıkarmıştı. Amacının büyük önemi, ölçülü metotlarla kıvama gelip, kızgın bir canlılığın aleviyle çelikleşerek, bu sonuca erişmeyi sağlamıştı. Gerçekleri kavramayan bir ortamda, bir gerçekçi olarak gözünü bir tek hedefe dikmiş, elde edebileceği şeyin ne olduğunu görmüş ve hem kendisinden şüphe eden dostlarına, hem de elde edilemeyecek şeyler peşinde koşan düşmanlarına rağmen, onu kovalamıştı. Ayrıca temel sorunları sezmek ve dost düşman herkesin psikolojisini anlamak, sorumluluğu kavramak ve onu kesinlikle kullanmak da şarttı.”

“(…) Aslında yaptığı iş, bütün siyasal yankılarına rağmen, bir askerin -planlama, örgütleme, ani karar verme ve harekete geçme konularında ustalaşmış bir adamın- işi idi.” (Lord Kınross, Atatürk, Bir Milletin Yeniden Doğuşu, Sander Kitabevi, İstanbul, s. 576)

Ve Mustafa Kemal “(…) ‘Milletin kalbine yöneltilmiş zehirli bir hançer’ olan yobazlığa karşıydı.” (agy. s. 586)

AB-D Emperyalistleri neden istesinler, askeri bir deha, kendilerine Tarihte ilk olarak mağlubiyeti, mazlum halklara ilk zaferi tattıran Mustafa Kemal’in önderliğinde, dağınıklığı ortadan kaldırmış, canlanmış, katıksız bir Laik bir Cumhuriyeti?

İsterler mi Mazlum Halkların bağımsızlık mücadelesine umut olmuş, örnek olmuş, moral olmuş ve dünyada ilk olarak zaferle taçlanmış hem de Antiemperyalist karakterli bir Ulusal Kurtuluş Savaşını?

Yıllardır yok etme, unutturma çabaları işte bu yüzden. Bu yüzden AB-D Emperyalistleri Birinci Ulusal Kurtuluş Savaşı’nın bütün kazanımlarını yok etmek için 12 Mart ve 12 Eylülde olduğu gibi faşist darbeler örgütlerler.

Ruhlarını satın aldıkları yerli satılmışları iktidar yaparlar, karakterleri gereği adım attıkları her ülkede yaptıkları gibi en gerici sınıflarla ittifak yaparlar. Bu Antika Ortaçağcı gerici sınıfın günümüzdeki temsilcisi olabilmeleri için AKP adı altında kurdurdukları proje partisini kurulduktan çok kısa süre sonra iktidara taşırlar, dediklerini yaptıkları sürece kullanırlar, kullanım süresi dolunca kubura süpürürler.

Laik Cumhuriyeti yıkmak için iki gerici güce ittifak yaptırtırlar, sonra kapıştırırlar, birini galip diğerini mağlup ettirirler.

Mustafa Kemal’ci, özünü boşalttıkları, ancak site güvenlikçisi olabilecek çakma yıldızlı tören paşalarına, Türk Ordusunu emanet ettirir, 94 yıl önce Emperyalistlerin gemilerine binip kaçan Vahdettin’lerin, Damat Ferit’lerin, Ali Kemal’lerin, Dürrizade’lerin torunlarına da biat ettirirler.

Kendi askerlerinin tırnaklarına bir zarar gelmesin diye, alavereyle, dalavereyle Türk- Kürt Mehmetleri kara gücü olarak kullanırlar.

Mustafa Kemal’in CHP’sini Soros’un Yeni CHP’sine dönüştürürler.

Adları Devrimci-Sosyalist-Komünist olan partileri-grupları umut kaynakları ilan ederler.

Bütün amaçları Halkların gönlünden silmektir Antiemperyalist Kurtuluş Savaşı’mızın kazanımlarını. Ve en büyük amaçlarıdır tüm dünyayı site devletçiklerine dönüştürmek.

Aşağılık projelerinin adları da afilidir, Büyük Ortadoğu’dur (BOP), Genişletilmiş Ortadoğu’dur (GOP).  Ama aslında amaçları küçültmektir, daraltmaktır, parçalamaktır.

Ve tüm dertleri de dünyaya “Demokrasi” götürmektir, böyle söylüyorlar halkları birbirine boğazlatırken, kan dökerken, işkence ederken, parçalarken.

Antiemperyalist Kurtuluş Savaşı’mızın anısı onlar için heyula idi, bir mücadele örneği idi, aşağılık amaçlarının önünde engel idi. O yüzden yok ettiler, sağdan soldan devşirdikleriyle birlikte 94’üncü yılını kutladığımız Laik Cumhuriyet’i.

Ortaçağcı Gericiler, yobazlar, AKP’giller neden istesinler, kendi kalplerine saplı zehirli bir hançer olan Laik Cumhuriyeti?

Atalarını Emperyalistlerin gemisine bindirip gönderen Kuvayimilliye ruhunun yeniden canlanmasını, yaşam bulmasını hiç isterler mi?

Ataları gibi bir hazin sonla karşılaşmamak için Mustafa Kemal’in, silah arkadaşlarının, Birinci Kuvayimilliyecilerin izini tozunu silmek isterler. Onlara “iki ayyaş”, derler, “ölmüş inek” derler daha olmadık hakaretler yağdırırlar.

Mustafa Kemal’in bataklıktan ormana dönüştürdüğü Atatürk Orman Çiftliği’ni talan ederler, dalga geçercesine en tepesine kaçak-haram saray dikerler.

Cumhuriyet’le simgeleşmiş Çankaya’ya kendi memurunu atarlar.

Gericilik üretim merkezleri olan İmam Hatipleri ülkenin her tarafına yayarlar, eğitimi CIA-Pentagon-Muaviye-Yezid dininin öğretildiği bir alan olarak örgütlerler,

Lozan’ı yenilgi olarak yarattıkları hasarlı zihinlere enjekte ederler, Lozan’la memleket toprağı olan 12 adayı AB-D Emperyalistleri öyle istedi diye Yunanistan’a peşkeş çekerler,

Kısacası temsil ettikleri Tefeci-Bezirgân Sınıfın karakteri gereği, üretmezler satarlar, ileri olan her şeye karşı olurlar. Hedefleri Ortaçağın Ümmet Toplumudur, Özlemleri Ortaçağ karanlığıdır.

Bu nedenlerledir ki Ortaçağcı İrtica, kendilerinin atalarını sınıf tabanında olmazsa bile sadece üstyapıda budayan, Antiemperyalist Birinci Kurtuluş Savaşı’mıza düşmandırlar, yok etmek isterler Kurtuluş Savaşı’mızın tüm gericiler için bir heyula olan kazanımlarını, anısını, mirasını.

Bu yüzden AB-D Emperyalistleri tarafından görevlendirildiler, Pensilvanyalı İblisle elele tutuşturuldular ve Laik Cumhuriyet’i yıktılar.

Peki, nasıl çıkarız bu karanlık günlerden aydınlık yarınlara?

Antiemperyalist Birinci Kurtuluş Savaşı’mızı Sosyal Kurtuluşla taçlandırmak yani Ulusal Kurtuluş Savaşı’mızı mantıki sonucuna ulaştırmak için ödünsüz, esnemeden, bükülmeden, eğilmeden, korkusuzca, cesaretle, yılmadan, bıkmadan, usanmadan mücadele ederek kazanabiliriz yarınları.

Birinci Kuvayimilliyecilerin bütün kazanımlarına, halklarımıza kazandırdıklarına samimice sahip çıkılırsa, bu kazanımları korumak İkinci Kurtuluş Savaşı’nın bir görevi olarak bilinirse, özgür yarınlara giden yolu aydınlatabiliriz.

Ülkemizin yıllardır baş belası, lanet, kahredici iki gücü Emperyalizme ve 94 yıl önce adı saltanat bugün adı AKP’giller olan gericiliğe karşı militan mücadele yürüterek, Laik Cumhuriyet’in en büyük kazanımı Laikliğe her zaman sahip çıkarak, laikliğe yapılan saldırılara karşı her alanda mücadele yürüterek, yarınları bizim yapabiliriz.

Antiemperyalist Kurtuluş Savaşı’mızın önderi Mustafa Kemal’in ve Birinci Kuvayimilliyecilerin vatan bellediği Cesarete sahip olursak, Halkın İktidarını kurma yani nihai zafer yolunda bedeller ödemeyi göze alırsak, Birinci Kuvayimilliyecilerin mirasına gerçekten sahip çıkabiliriz.

Ülkemiz adım adım Yeni Sevr’e götürülürken, “Yugoslavya, Irak, Libya, Suriye, Sıra Sende Türkiye…” diyerek uyaran gerçek Devrimci gerçek insan HKP Genel Başkanı Nurullah Ankut’a kulak verirsek aşabiliriz bu içinden geçtiğimiz karanlık günleri.

Laik Cumhuriyet’in Lozan’da bize kazandırdığı, Vatan Toprağının bir parçası yaptığı Ege’de adalara sahip çıkan,

Daha 17 yaşında elde silah Emperyalizme karşı direnen, Antiemperyalist Kurtuluş Savaşı’mızda Köyceğiz Kuvayimilliye Komutanı olan, İkinci Kurtuluş Savaşı’nın yolunu çizen, aydınlatan Türkiye Devrimi’nin Önderi Hikmet Kıvılcımlı’nın teori ve pratiğini rehber edinirsek kendimize, işte o zaman İkinci Kurtuluş Savaşı’nı da zaferle taçlandırabiliriz.

Mustafa Kemal Gelenekli Türk Ordusu’nun başına çuval geçirilirken tepkisiz kalmayan, ABD Emperyalizminin temsilcilerini ülkemizde gereğince, hak ettiklerince “ağırlayan”, “Katil ABD Ortadoğu’dan Defol” diyebilen yürekliliğe sahip tek parti olan,

“Ergenekon, Balyoz” adlı CIA Operasyonlarıyla, Mustafa Kemalci, Yurtsever Askerler, Aydınlar, Bilim İnsanları Silivri’ye, Hasdal’a gönderilirken, Silivri’de barikatları yıkan,

Türban; Ortaçağ Karanlığının simgesidir, gericiliğin bayrağıdır, Laikliğe, Laik Cumhuriyete saldırıdır diyerek bu saldırılara karşı savaş açan, içinde bulunduğumuz karanlık günlerin geleceğini yıllar öncesinden gösteren,

Kamu Malları yağmalanırken bu yağmaya karşı mücadele yürüten, Mustafa Kemal’e, Silah Arkadaşlarına, Birinci Kuvayimilliyecilere karşı Vahdettin’lerin, Damat Ferit’lerin torunları AKP’giller’in başlattığı saldırılara karşı ve 15 Temmuz Ganimet Paylaşım Savaşı’nda, susarak veya sinerek veya biat ederek teslim olunurken, darbe girişimi denerek iki gerici gücün Laik Cumhuriyet ganimet kapışması kutsanırken, tek sesini yükselten Halkın Kurtuluş Partisi’nin saflarına katılırsak,

İşte o zaman AB-D Emperyalistlerinin ve yerli satılmışların saldırılarıyla baş edebiliriz.

İşte o zaman İkinci Kurtuluş Savaşçısı olabiliriz.

İşte o zaman Antiemperyalist Ulusal Kurtuluş Savaşı’mızı mantıki sonucuna ulaştırarak Sosyalizmle taçlandırabiliriz.

İşte o zaman Halkın İktidarını kurabiliriz.

İşte o zaman gerçek Yurtsever, gerçek Devrimci olabiliriz.

İşte o zaman 29 Ekim Laik Cumhuriyet’in kuruluşunu özüne uygun kutlayabiliriz.

 

29 Ekim 2017

 

Halkın Kurtuluş Partisi

Genel Merkezi

Comments are closed.