8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü Ortaçağcılar tarafından kuşatılan ülkemizde 155 yıl sonra bile umut olmaya, yol göstermeye devam ediyor!

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü

Ortaçağcılar tarafından kuşatılan ülkemizde

155 yıl sonra bile umut olmaya, yol göstermeye devam ediyor!

8 Mart 1857’de, günde 15-16 saat çalışan ancak çok düşük ücret alan Amerikalı Dokuma İşçisi Kadınlar; daha iyi yaşama koşulları, eşit işe eşit ücret ve 8 saatlik işgünü talepleriyle greve çıktılar. Parababalarının bugün de yaptığı gibi, grev zorla ve kanla bastırıldı. 129 emekçi kadın yakılarak katledildi. 1910 yılında Devrimci kadın önderlerden Clara Zetkin’in önerisiyle 8 Mart, II. Enternasyonal’e bağlı Uluslararası Sosyalist Kadınlar toplantısında Dünya Emekçi Kadınlar Günü ilan edildi.

 Amerikan İşçi Sınıfının bağrında yanan bu isyan ateşinde en ön saflarda kadınlar bulunuyordu. Çünkü emekçi kadınlar hem işçi oldukları için hem de cinsiyetlerinden dolayı çifte sömürüye uğramaktadırlar. Bu nedenden Parababaları düzenine karşı daha fazla kin ve öfke duyarlar.

Kadın İnsanlık Tarihi boyunca hep Ezilen ve Sömürülen Cinsiyet miydi?

Bir milyon yedi yüz bin yıl önce insanlığa geçişte, insan soyunun ortaya çıkmasında; dişi cinsiyet başrolü oynamıştır. Soy, kadının üzerinden geliştiği için kadın, önderdi, saygı duyulandı. Kadın on bin yıl öncesine kadar insanlığa önderlik etmiştir. Bu önderliğini de hiçbir zaman karşı cinsiyet olan erkeği sömürmek için kullanmadı, kullanamazdı da. Çünkü bu Anacıl Düzenin hâkim olduğu İlkel Komünal Toplumun doğasına aykırıydı. Çünkü insanlığın bu aşamasında sömürü diye bir olgu yoktu.

Nasıl oldu da kadın alt oldu?

 “İnsan soyunun sürmesinde en temel işlevi gören (üstlenen) kadın, ne yazık ki bundan on bin yıl kadar önce insanlığın Orta Barbarlık Konağında (Çoban Toplum Aşamasında Sürü Ekonomisine geçişte) toplumun en önemli maddi zenginliğini meydana getiren evcilleştirilmiş hayvan sürülerinin erkeğin yönetiminde olmasından dolayı, o güne dek sürdürdüğü önderlik rolünü ve sahip olduğu önemi ve değeri kaybetmiştir. Maddi zenginliğin, ekonomik gücün erkeğin yönetiminde, bir anlamda eli altında olmasından dolayı toplumda ikinci plana itilmiş, ikinci sınıf insan muamelesi görmeye başlamıştır. Kadının bu sebeple alt edilişi, o güne kadar varlığını sürdürmüş olan her iki cinsiyeti de aşağılamayan, ezmeyen Anacıl Düzenin de sonu olmuştur. Onun yerine erkeğin toplumun egemeni olduğu Ataerkil (Babahanlık) Düzeni geçmiştir.

“Bu altüstlük İlkel Sosyalist Toplumda açılan ilk gediği oluşturmuştur. Bu değişiklikle birlikte, aynı toplum içinde bir grup insanın başka bir grup insanı ezebileceğinin, sömürebileceğinin mümkün olduğu da görülmüş ve anlaşılmıştır.” (Halkın Kurtuluş Partisi Programı)

Sınıflı topluma geçişle birlikte kadın, sosyal hayatın da dışına itilerek aşağılandı, ikinci sınıf cinsiyet, zevk aracı muamelesi gördü.

15’inci Yüzyıl Sanayi Devrimiyle beraber dünyada artık kapitalist üretim yordamı başlamıştır. Kapitalist toplumun temeli ise artıdeğer sömürüsüne dayanan Geniş Yeniden Üretimdir. Daha fazla kâr için işgücünün olabildiğince sömürülmesidir. Serbest rekabet, üretimin sosyalleşmesi, işbölümü ve teknolojik gelişme de kapitalist toplumun belirteçleridir. Kapitalist için önemli olan işgücünü en ucuza kapatarak en yüksek artıdeğer sömürüsünü gerçekleştirmek, böylece rakiplerini bertaraf ederek piyasayı ele geçirmek ve daha çok kâr etmektir. Bu amacına ulaşmak için kapitalist en kolay biçimde ve ucuza sömürebileceği Kadın ve Çocuk işgücünü kullanır. Böylece artık kadın evden dışarı çıkmakta, kapitalist üretim yordamı içerisinde yer almakta, sosyalleşmekte ve böylece ufkunu, dünyasını geliştirmektedir. Ve bu kadın açısından ilerici bir olgudur. Kadını İşçi Sınıfı mücadelesi içine çeker; kadını devrimcileştirir.

 

Ülkemizde Kadınlar

Türkiye Halkları, Finans-Kapitalin ve altı bin yıllık Antika-Tefeci Bezirgân Sınıfın sömürüsü altında inim inim inlemektedir. Bu yüzden kadının durumu ülkemizde çok daha içler acısıdır. Bunu Türkiye Devrimi’nin Önderi Hikmet Kıvılcımlı “Tarih-Devrim-Sosyalizm” ve “Türkiye’nin Üç Katlı Sosyal Ehramı, Kadın Sosyal Sınıfımız” vb. eserlerinde ortaya koymuştur. Buna göre;

En Altta KÖY: Ekonomi temeli Barbarlıktan kalan toprak ekonomisidir. Egemen erkekler, sömürülen köy kadınıdır.

Orta kat KASABA: Ekonomi temeli Bâbil artığı vurguncu Tefeci-Bezirgânlıktır. Sömürülen genelde taşra halkının tümü, özelde tüm kadın-erkek köylülüktür.

Üst kat ŞEHİRLER: Ekonomi temeli kapitalizmdir. Kapitalizm Meşrutiyet Çağında Komprador Burjuvazi; Cumhuriyet Çağında Yerli-Yabancı Finans-Kapitaldir. Sömürülen genelde kasabalısı, köylüsü ile tüm Türkiye Halkları, özelde ise Modern İşçi Sınıfıdır.

Tüm bunların en altında kalanı köy; köyün de altında kalanı KADIN’dır.

Bildiğimiz gibi Kadın Sorununa birtakım çözümler getirilmeye çalışılmaktadır. Bunlardan Ortaçağcı zihniyeti temsil eden Şeriatçılar, kadına kurtuluş yolu olarak Şeriat düzenini gösterirler. Şeriat, Ortaçağcı Antika Tefeci-Bezirgân Sermaye Sınıfının ideolojisidir ve bu ideoloji kadını özgürleştirmez, köleleştirir. Şeriat ideolojisi, ülkenin dört bir yanına yayılmış tarikatları aracılığıyla genç kızları afyonlayarak onları Ortaçağ gericiliğine yani köleliğe, cariyeliğe, dört duvar arasında, mutfak ve yatak odasında yaşamaya gönüllü hale getirmektedir. Ülkemizde şu an iktidarda olan Tayyipgiller de ülkemizi Ortaçağ karanlığına götürmek istemektedir. Kadınlarımız, tıpkı Afganistan’da, İran’da, Suudi Arabistan’da olduğu gibi yaşasın istemektedirler. Oradaki kadınlar Ortaçağ cehenneminden kurtulmak için uğraşırken-mücadele ederken, toplumumuzu Ortaçağın karanlıklarına götürmek isteyen din bezirgânlarının etkisinde kalan bizdekiler ise, bu cehennemi kendileri için bir cennet sanmaktadırlar. Türbana, kara çarşafa, peçeye bürünmeyi ve bir erkeğin 4 eşinden veya sayısız cariyesinden biri olmayı kurtuluş sanmaktadırlar.

Tayyipgiller iktidarında kadın cinayetleri, kadına şiddet en yüksek rakamlara ulaşmıştır. Adalet Bakanının vermiş olduğu bilgilere göre, 2011 yılında 259 kadın eşi, sevgilisi, babası ya da abisi, kardeşi tarafından öldürüldü. 610 kadın cinsel tacize uğradı. 179 kadına tecavüz edildi. Parababaları düzenine karşı örgütlü mücadele yürüten 54 kadın, cezaevlerinde tutsak edildi.

Rakamlar böyle iken Başbakan Tayyip, Sarı Türk Metal Sendikası’nın 16’ncı Kadın Kurultayı’nda “Bugün artıyormuş gibi lanse edilen şiddet esasen daha önce bilinmeyen, gizli kapalı tutulan, aslında artık azalmaya başlayan vakaların abartılmasından başka bir şey değildir” diyor.

Yine Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin, kadın cinayetleri için “münferit” diyor. Yani bireysel, kişiye özgü, diyor. Toplumsal bir sorundan kaynaklanmıyor, kişilerin sorunu, diyor.

Yine 2002-2009 yıllarında kadın cinayetlerinin yüzde 1400 artmış olduğunu, 2002’de 66 kadının öldürüldüğünü, 2009 yılının ilk 7 ayında öldürülen kadın sayısının 953’e çıktığını Tayyipgiller’in Adalet Bakanı açıklıyor. Yine geçmiş günlerde Başbakan Tayyip, “kadın erkek eşitliği yaradılışa ters” demişti. İşte Şeriat özlemi içinde olan Tayyipgiller iktidarının kadına verdiği değer bu kadardır.

Bugünlerde Tayyipgiller’in zorunlu eğitim konusundaki 4+4+4 önerileri de onların asıl niyetlerini ortaya çıkartıyor: İlk 4 yıldan sonra çocukları tarikatlara teslim edip daha sonra İmam-Hatiplere göndererek Ortaçağcı ideoloji ile küçük yaşlarda donatmak. Tabiî bundan en olumsuz etkilenecek olanlar da yine kız çocukları olacaktır. Çünkü kız çocukları, 4’üncü sınıftan sonra eğitimden koparılarak ya evin dört duvarı arasına ya da tarikatların Kur’an Kurslarına hapsedilecektir. Böylece sosyal hayatın dışına itileceklerdir.

Kadın Sorununun çözümü için bir diğer akım da Feminizmdir. Ancak kadın sorununun salt kadın-erkek arasındaki cinsiyet farklılığından kaynaklandığını iddia ederek sorunun sınıfsal özünü gizleyen, böylece kadınların sömürüye karşı kininin ve mücadelesinin düzene yönelmesini engellemeye çalışan Feminizm, kadınların kurtuluşunu sağlayamaz. Bu amaçla örgütlenmiş birkaç küçükburjuva hümanisti dernek ve kuruluş, düzen tarafından beslenmekte, sorunun kaynağı gizlenmekte ve çözüm yolu saptırılmaktadır.

Feministler, içinde yaşadığımız bu işsizlik, pahalılık düzeninden şikâyetçi olmaz, onun değiştirilmesini önermez. Tersine Feminizm, her düzende kadının haksızlığa uğradığını, yaşanılan toplumsal sistemin kapitalizm ya da sosyalizm olmasının hiçbir şeyi değiştiremeyeceğini savunur. Sınıfsal sömürüyü inkâr ederek, görmezlikten gelerek erkeklere karşı mücadele yürütür. Bu nedenle Feminizm bir burjuva akımıdır.

Öte yandan Feministler, ezen ve ezilenler ayrımını görmezden gelerek tüm kadınların haklarının savunulması gerektiğini savunur. Bu yüzdendir ki burjuvazinin saygı ve hoşgörüsünü kazanmıştır. O yüzden “sosyalist feminizm” demenin, “sosyalist kapitalizm” demekten hiçbir farkı yoktur; aynı derece saçma bir söylemdir.

 

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günüdür

Kadının gerçek kurtuluşu İşçi Sınıfının kurtuluşundan bağımsız değildir. Parababaları, Emekçi Kadınlar Günü’nün içini boşaltmak; anlamsız, sıradan bir gün haline getirmek için 16 Aralık 1977’de 8 Mart’ı Birleşmiş Milletler kararıyla “8 Mart Dünya Kadınlar Günü” olarak ilan etmişlerdir. Bunu bilerek ya da bilmeyerek kutlayanlar, 8 Mart’ı yaratanlara ihanet etmektedirler. 8 Mart, halklara zulmeden, kadınlarımızı içler acısı bir dünyaya mahkûm eden, emperyalist savaşların devam etmesini gerekli bulan, işçilerin kanını emen Hillary Clinton’ların, Güler Sabancı’ların, Fatma Şahin’lerin günü değildir. Emperyalist sömürü altında zulümleri, acıları yaşayan, emperyalist canavarların haksız savaşlarında ve işgallerinde ölen, tecavüze uğrayan, eşlerini, çocuklarını kaybeden ve bu zulümlere karşı en yılmaz biçimde kahramanca savaş veren emekçi dünya kadınlarıyla bu kadınlar bir tutulamaz.

Ülkemizin en önemli siyasi sorunu olan Kürt Sorunu nedeniyle Kürt Kadını daha fazla sömürülmekte, baskı görmektedir. Ancak tek başına Ulusal Kurtuluş, Kürt Kadının gerçek kurtuluşunu sağlayamaz. Gerçek kurtuluş, yerli yabancı Parababaları iktidarı alaşağı edilerek kurulacak Demokratik Halk İktidarındadır. Kadın Sorununun gerçek çözümü, bir avuç sömürgenin elinden iktidar alındığında gerçekleşecektir. Yani Kadın Sorunu, sınıf sorunudur. Kadının kurtuluşu insanlığın kurtuluşundadır.

Başta İşçi Sınıfımızın, genelde tüm halkımızın, özelde tüm kadınlarımızın yaşadığı acıları ortadan kaldırmak için, yerli yabancı Parababalarının sömürü ve zulmüne dur demek için, insanları eşit kardeş, sömürüsüz yaşayacakları bir ülkenin vatandaşları haline getirmek için, kurtuluşumuz için biricik yol örgütlenmekten geçiyor. İşçiysek, kamu çalışanıysak sendikalarda; öğrenciysek okul derneklerinde, kulüplerinde; ev hanımıysak mahalle derneklerinde; köylüysek kooperatiflerde örgütlenmeli, yerli satılmışlara ve yabancı emperyalistlere karşı mücadele etmeliyiz.

Bu mücadele mutlak verilmelidir. Fakat sorunun kökten çözümü verilecek siyasi iktidar mücadelesiyle sağlanacaktır.  Bunun yolu Halkın Kurtuluş Partisi etrafında örgütlenmekten geçer.

“Kadının kurtuluşunun ikinci ve son aşaması da; toplumda on bin yıldan beri kökleşmiş olan kadını aşağılayan geleneklerin, kültürün ve alışkanlıkların bütünüyle ortadan kaldırılması-silinmesiyle gerçekleşecektir.

“Kurtuluş Partisi ve Kadın Örgütleri, kadınlarımızın bu duruma yükseltilmesi için ne gerekiyorsa duraksamadan kararlıca yapacaktır”(Halkın Kurtuluş Partisi Programından)

Görev: Halkın Kurtuluş Partisi saflarında yer almak ve halkımızı onun etrafında örgütlemek için mücadeleye boylu boyunca dalmaktır.

Selam Olsun 8 Mart’ı Yaratan Kadınlarımıza!

Selam Olsun 8 Mart’ı Yaratan Kadınlarımızın Yolundan Giden Kadınlarımıza, Analarımıza, Kardeşlerimize! 8 Mart 2012

                                KURTULUŞ PARTİLİ KADINLAR

Comments are closed.