Örnek Resim
SON DAKİKA

Anasayfa > HABERLER > HKP İşgal Edilen Ege Adaları’nın Peşini Bırakmıyor

HKP İşgal Edilen Ege Adaları’nın Peşini Bırakmıyor

HKP İşgal Edilen Ege Adaları'nın Peşini Bırakmıyor

Yunanistan tarafından Uluslararası hukuka aykırı bir şekilde işgal edilen Ege Adaları'yla ilgili uzun zamandır mücadele eden HKP bugün de işgal edilen adalar etrafında devriye gezen sahil güvenlik subaylarına "Adalara yaklaşmayın" talimatı veren siyasi ve askeri sorumlular hakkında suç duyurusunda bulunmak için Çeşme'deydi. HKP İzmir İl Örgütü saat 11'de Çeşme Cumhuriyet Meydanı'nda toplanarak bir basın açıklaması gerçekleştirerek Çeşme Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulundu. Açıklamayı HKP Genel Sekreter Yardımcısı ve İzmir İl Başkanı Av Tacettin Çolak yaptı.

“İşgalci Yunanistan Adalardan Defol”, “Adalar Vatan Toprağı, İşbirlikçiler Hesap Verecek”, “Emperyalistler İşbirlikçiler Geldikleri Gibi Gidecekler” sloganlarıyla başlayan eylemde Av. Tacettin Çolak açıklamasında Ege Denizi'nde Uluslararası hukuka göre Türk karasularında bulunan adaların Yunanistan tarafından işgal edildiğini belirtti. Çolak açıklamasında “Ege’deki 18 adamızın işgaline 13 yıldır seyirci kalanlar şimdi de sahil güvenlik komutanlığı subaylarına adalara yaklaşmayın emir vererek suç işlemeye devam ediyorlar. Ülkemizde turizm dibe vurmuş ve turistik tesisler birer birer kapanırken, Yunanistan burnumuzun dibindeki ve üstelik tapusu bize ait olan bu adalarda turizm geliri elde etmekte. Dahası bu adalarda kuzu çevirip Türk politikacılara pasaport kontrolü yapmakta.” dedi. 24 Kasım 2015 tarihinde Suriye sınırlarında bir Rus savaş uçağının 14 saniye hava sahamızı ihlal etmesi üzerine Türk F-16’ları tarafından angajman kuralları gereği düşürüldüğünü hatırlatan Çolak “Anlaşılan ülkenin güneyinde geçerli olan angajman kuralları ülkenin batısında işlemiyor. Bu durumda adalarımızın Yunanistan’a neyin karşılığında peşkeş çekildiğini düşünmeden edemiyoruz” dedi.

Ege’deki adaların işgalini ilk fark eden ve halkımızın gündemine sokan Milli Savunma Bakanlığı Eski Genel Sekreteri Emekli Kurmay Albay Ümit Yalım’ın “6 Ocak 2009’da Yunan Cumhurbaşkanı Papulyas Aydın’ın Eşek Adası’na gitti. Bunun üzerine Dışişleri Bakanlığı’ndaki diplomatları Genelkurmay’a davet ettik, müşterek bir toplantı yaptık. Bu toplantıda Genelkurmay yetkilileri adaların boşaltılmasını talep etti. Hükümet kanadı ise bu konuda ayak sürüdü. Verilen arada önemli bir isim ‘bu adaların AKP hükümetinin bilgisi dahilinde işgal edildiğini’ itiraf etti. Bugün işgal edilen ada sayısı 18’e ulaştı.” Dediğini belirten Çolak bu iddianın araştırılması ve sorumluların ortaya çıkartılması için suç duyurusunda bulunulacağını belirtti. “Yine adalarımızın işgalinden rahatsız olan ve yasaların kendilerine yüklediği devriye görevini yapan Sahil Güvenlik Komutanlığı’na bağlı subaylara, “adalara yaklaşmayın” talimatını verip de yazılı emir veremeyenlerin araştırılması için bu suç duyurusunda bulunuyoruz. “ diyen Çolak devlet yetkililerinin görevinin yurdu ve halkı korumak, onların hakkına sahip çıkmak ve bu uğurda ulusal/uluslararası hukuktan kaynaklanan tüm hak ve yetkileri aktif biçimde kullanmak olduğunu ancak AKP’lilerde böyle bir yurtseverlik, halkseverlik anlayışının olmadığını vurgulayan Çolak açıklamasını “Uğruna milyonlarca şehit vererek kazandığımız vatan topraklarımızın açık işgaline karşı Cumhuriyet savcılarını, cumhuriyet hukukunu uygulama görevine çağırıyoruz! Bu görevi yapmayanların da aynı suçun faili olacaklarını ilan ediyoruz. Çünkü; “Vatan aşkını söylemekten korkar hale gelmektense ölmek daha iyidir!” diyen bir Öndere sahip Partinin militanlarıyız diyerek sonlandırdı.

Açıklamanın ardından Çeşme Cumhuriyet Meydanı’ndan Adliye’ye doğru yürüyüş gerçekleştirildi. Adliyede Çeşme Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulunuldu. Suç duyurusu 2017 / 1506 soruşturma numarasıyla işleme alındı.

Açıklama ve suç duyurusu:

BASINA VE HALKIMIZA

Ege’deki 18 Adamızın İşgaline Onüç Yıldır Seyirci Kalanlar; Şimdi de Sahil Güvenlik Subaylarına “Adalara Yaklaşmayın” Emri Vererek Suç İşlemeye Devam Ediyorlar!

 

Ege Denizi’ndeki 18 adamız ve bir kayalık; tam 13 yıldır Yunanistan Devleti’nin işgali altında… Yunanistan; bir kısmı İstanbul’daki Büyükada’nın üç katı büyüklüğünde olan bu adalarımıza ilkin bayrak çekti. Ardından Cumhurbaşkanı ve bakanlarıyla ziyaret etti… Şimdi ise buraları silahlandırıp, askeri tatbikatlar yapmakta… Sakarcılar adasından çıkarttğı Perlit-Ponza Madenini hırsızlayarak ülkesine götürmekte…

Ülkemizde turizm dibe vurmuş ve turistik tesisler birer birer kapanırken, Yunanistan “burnumuzun dibindeki” ve üstelik tapusu bize ait olan bu adalarda turizm geliri elde etmekte… Dahası bu adalarda kuzu çevirip Türk Politikacılara Pasaport kontrolü yapmakta…

Yunanistan, yanıbaşımızdaki Koyun Adası’nda askeri tesisler kurmuş ve Karaburun Yarımadasına karşı yaptığı askeri tatbikatları resimleyerek servis etmektedir. Yine Türkiye’nin taraf olmadığı 1947 Paris Antlaşması ile asker ve silahtan arındırılmış olması gereken on iki adaya da askeri tesisler kurarak ağır savaş silahları yerleştirmiştir. Buralarda tatbikatlar yapmaktadır.

Kısacası Yunanistan; Ege Denizi’nde karasularını fiilen 12 mile çıkartmıştır. Hava sahamızı “kısa günde kırk kere” ihlal etmektedir. Hatta hava sahamızı ihlal eden Yunan Savunma Bakanı, kendisini uyaran yetkililere Türkçe küfür bile etmekte ama kimsenin aklına, uluslararası hukuktaki “mukabeli-i bilmisil” (misliyle karşılık verme) ilkesi gelmemekte, “angajman kuralları”nı hatırlayan çıkmamakta.

Oysa bilindiği gibi, 24 Kasım 2015'te Suriye sınırında bir Rus savaş uçağı, 14 saniye hava sahamızı ihlal etti diye Türk F-16'ları tarafından düşürülmüş, bu olay iki ülke arasında büyük bir krize neden olmuştu. İyi de ülkenin Batısında 13 yıldır karasularımız, hava sahamız kevgire dönmüş durumda ve üstüne bir de küfür yendiği halde hala “angajman kuralı” devreye giremiyor. Anlaşılan bu “angajman” batıda işlemiyor… Bu durumda “acaba bu adalarımız neyin karşılığı Yunanistan’a peşkeş çekildi de” siyasi iktidar 13 yıldır uygulanan bu işgal ve ilhaka seyirci kalmakta diye düşünmeden edemiyoruz.

 

 

 

Saygıdeğer Çeşme Halkı, Değerli Basın Emekçileri

Ege’deki adalarımızın işgalini ilk fark eden ve halkımızın gündemine sokan Milli Savunma Bakanlığı Eski Genel Sekreteri Emekli Kurmay Albay Sayın Ümit Yalım bakın ne diyor;

“6 Ocak 2009’da Yunan Cumhurbaşkanı Papulyas Aydın’ın Eşek Adası’na gitti. Bunun üzerine Dışişleri Bakanlığı’ndaki diplomatları Genelkurmay’a davet ettik, müşterek bir toplantı yaptık. Bu toplantıda Genelkurmay yetkilileri adaların boşaltılmasını talep etti. Hükümet kanadı ise bu konuda ayak sürüdü. Verilen arada önemli bir isim ‘bu adaların AKP hükümetinin bilgisi dahilinde işgal edildiğini’ itiraf etti. Bugün işgal edilen ada sayısı 18’e ulaştı.” demektedir. İşte biz, bu iddianın araştırılması ve sorumluların ortaya çıkartılması için bu suç duyurusunu yapıyoruz.

Yine adalarımızın işgalinden rahatsız olan ve yasaların kendilerine yüklediği devriye görevini yapan Sahil Güvenlik Komutanlığı’na bağlı subaylara, “adalara yaklaşmayın” talimatını verip de yazılı emir veremeyenlerin araştırılması için bu suç duyurusunda bulunuyoruz. 

 

 

Saygıdeğer Çeşme Halkı, Değerli Basın Emekçileri;

2692 Sayılı Sahil Güvenlik Komutanlığı Kanunu’nun 23’üncü maddesi uyarınca çıkartılan“Sahil Güvenlik Komutanlığı Teşkilat, Görev ve Yetkileri Yönetmeliği”nin 12’nci maddesinde; Sahil Güvenlik Komutanlığı’nın “Deniz Güvenliği ve Deniz Emniyetine İlişkin Görevler” tek tek sayılmıştır.

Bu görevler arasında; Aidiyeti tartışmalı ada, adacık, kaya, deniz yapıları ve deniz alanlarında ulusal menfaatlere ve ülke politikasına uygun görevler icra etmek de bulunmaktadır.

Ancak, ülkenin menfaatlerine uygun görevler icra eden Sahil Güvenlik Subaylarımız, siyasi ve askeri emir komuta makamlarında bulunanlar tarafından engellenmektedir.

Oysa Yunanistan’ın 31 Mayıs 1995’te kara sularını 6 milden 12 mile çıkarmasını Türkiye; SAVAŞ NEDENİ saymıştı. Yine 1996 yılı Ocak ayında bir gemimiz Kardak Kayalıkları’nda karaya oturunca Yunanistan kazanın karasularında olduğunu iddia edip Kardak’a bayrak dikmiş, Türkiye ile savaşın eşiğine gelmişti. Türkiye ise 2 gün içinde Türk Bayrağı’nı kayalıklara dikmişti.

Bugün ise Genelkurmay Başkanı ve Kuvvet Komutanları, Kardak Kayalıkları yakınında Yunanistan hücumbotlarının tacizi karşısında Bodruma geri dönmekteler. Yani, Yunanistan Devleti Ege Denizi’ni kendisine ait bir göl gibi görerek Kardak ve çevresindeki adalarımızı açıktan işgal ve ilhak ederken bizdeki siyasiler ve askerler seyretmektedirler. İşgal edilen topraklara savaş için gitmesi gerekenler, “turistik gezi” dahi yapamamaktalar.

 

Saygıdeğer Çeşme Halkı, Değerli Basın Emekçileri;

HKP; Ege’deki Adalarımızın Yunanistan tarafından işgal edilmesine sessiz kalanlar hakkında şimdiye kadar defalarca (Çeşme’de, Didim’de, Bodrum’da) suç duyurularında bulunmuştur.

Öyle ki, Yunanistan’ın Ege Denizindeki adalarımızı işgal etmesi, balıkçılarımızı katletmesi ve tutuklaması; BM Deniz Hukuku Sözleşmesinin 102. maddesinde tanımlanan, DEVLET GEMİSİ İLE DENİZ HAYDUTLUĞU suçunu oluşturduğundan ve Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM)’nin kuruluşunu öngören Roma Statüsünün “Divanın Yargı Yetkisine Giren Suçlar”ı düzenleyen 5’inci maddesinde öngörülen “Savaş Suçları” ve “Saldırı Suçu” kapsamına girdiğinden, Roma Statüsünü imzalayan Yunanistan Devleti hakkında Statü’nün “Yargı Yetkisinin Kullanılmasına İlişkin Önşartlar” başlıklı 12. maddesi uyarınca Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM)’ne partimiz tarafından başvuru da yapılmıştır.

Sonuç olarak; ülkemizin en Vatansever, en Halksever gerçek muhalefet partisi olan Halkın Kurtuluş Partisi; meclisteki dört Amerikancı partinin aksine, Ülkemizin Egemenlik Haklarının ayaklar altına alındığı, işgal edilen vatan topraklarımızda askerimizin işgalci askerleri koruma ve kollama durumuna düşürüldüğü bu acıklı duruma itiraz etmektedir. Sorumluların hesap vermesini istemektedir.

Her ne kadar bugüne kadar yaptığımız suç duyurularımız sonuçsuz kalsa da biz; vatan topraklarımızı savunmaya devam edeceğiz.

Ve diyoruz ki; Devlet yetkililerinin görevi, yurdu ve halkı korumak, onların hakkına sahip çıkmak ve bu uğurda ulusal/uluslararası hukuktan kaynaklanan tüm hak ve yetkileri aktif biçimde kullanmaktır. Ne yazık ki AKP’lilerde böyle bir yurtseverlik, halkseverlik anlayışı yoktur. Bu nedenle de açıkça yükümlendirildikleri görevlerini ihmal etmekte, vatan topraklarının işgaline seyirci kalmaktalar.

Uğruna milyonlarca şehit vererek kazandığımız vatan topraklarımızın açık işgaline karşı Cumhuriyet savcılarını, cumhuriyet hukukunu uygulama görevine çağırıyoruz! Bu görevi yapmayanların da aynı suçun faili olacaklarını ilan ediyoruz.

Çünkü; “Vatan aşkını söylemekten korkar hale gelmektense ölmek daha iyidir!” 23/05/2017

 

HALKIN KURTULUŞ PARTİSİ

***************

 

 

ÇEŞME CUMHURİYET BAŞSAVCILIĞINA

 

SUÇ DUYURUSUNDA

BULUNAN………………: Halkın Kurtuluş Partisi Genel Başkanlığı

                                             Karanfil Sokak No:24/15 Kızılay/ANKARA

 

V E K İ L L E R İ……….: Av. Orhan ÖZER, Av. Metin BAYYAR, Av. F.Ayhan ERKAN,

Av. Ali Serdar ÇINGI, Av. Tacettin ÇOLAK, Av. Sait KIRAN, Av. Azime Ayça OKUR, Av. Halil AĞIRGÖL,

Av. Pınar AKBİNA, Av. Doğan ERKAN, Av. Ferit CÖHCE

Ortak adres: Halit Ziya Bulvarı No: 33 Kat: 2/203 Konak/İZMİR

 

ŞÜPHELİLER……………:

  1. Recep Tayyip ERDOĞAN (Cumhurbaşkanı)
  2. Binali YILDIRIM (Başbakan)
  3. Mevlüt ÇAVUŞOĞLU (Dışişleri Bakanı)
  4. Fikri IŞIK (Milli Savunma Bakanı)
  5. Süleyman SOYLU (İçişleri Bakanı)

(Sahil Güvenlik Komutanlığı İçişleri Bakanlığına Bağlı)

  1. Hulusi AKAR (Genel Kurmay Başkanı)
  2. Bülent BOSTANOĞLU (Deniz Kuvvetleri Komutanı)
  3. Erol AYYILDIZ (İzmir Valisi ve önceki dönem Valiler)
  4. Ömer Faruk KOÇAK (Aydın Valisi ve önceki dönem Valiler)
  5. Amir ÇİÇEK (Muğla Valisi ve önceki dönem Valiler)
  6. Bülent OLCAY (Sahil Güvenlik Komutan Vekili)
  7. Adnan ÖZBAL (Sahil Güvenlik Kom. Kurmay Başkanı)
  8. Abdullah RECEP (Ege Ordu Komutanı)
  9. Suçun İşlenmesine Yardımcı Olan Ve Bugüne Kadar Göz Yuman Diğer İlgililer

 

SUÇ………………….…..: 1- “Devlet topraklarının tamamını veya bir kısmını yabancı bir

devletin egemenliği altına koymaya veya devletin bağımsızlığını zayıflatmaya veya birliğini bozmaya veya devletin egemenliği altında bulunan topraklardan bir kısmını devlet idaresinden ayırmaya yönelik fiiller” (TCK 302)

2- “Devlete Karşı Savaşa Tahrik” (TCK 304)

3- “Görevi Kötüye Kullanma” (TCK 257)

4- “Kamu Görevinin Usulsüz Olarak Üstlenilmesi” (TCK 262)

 

SUÇ TARİHİ………………..: Ekim 2004 ve sonrası

 

İLGİLİ MEVZUAT……..: 1913 tarihli Londra Antlaşması, 1924 tarihli Lozan Antlaşmasının

12. ve 15. maddeleri,

Lozan Antlaşmasının Eki olan 2 Nolu Haritası, 1947 Tarihli Paris Antlaşması,

Birleşmiş Milletler Antlaşması,

Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi,

Anayasa’nın 90 maddesi,

TCK. 257, 262 ve 302 maddeleri,

211 sayılı TSK İç Hizmet Kanunu,

2692 sayılı Sahil Güvenlik Komutanlığı Kanunu,

Sahil Güvenlik Komutanlığının İdari ve Adli Görevlerine İlişkin Tüzük,

Sahil Güvenlik Komutanlığı Teşkilat, Görev ve Yetkileri Yönetmeliği ve sair ulusal/uluslararası mevzuat.

 

AÇIKLAMALAR…………:

         1- Bilindiği gibi, Lozan Antlaşması’nın 12’nci maddesine göre; “İmroz (Gökçeada), Bozcaada ve Tavşan Adaları ile birlikte Asya kıyısından üç milden az uzaklıkta bulunan Adalar, Türkiye’nin egemenliğine” bırakılmıştır. Böylece Türkiye; Asya kıyısına 3 milden daha yakın olan bölgede adı açıkça bildirilmeyen; 153 toprak parçasından oluşan ada ve adacıklara sahip olmuştur. Öyle ki, bu adaların bazıları; Marmara Denizi’ndeki Büyükada’nın bile en az üç katı büyüklüğüne sahip kara parçalarıdır. Bu durum 1943 tarihli İngiliz, 1951 tarihli Amerikan Haritalarında da gösterilmektedir. (EK-1)

 

         2- Hemen belirtelim ki, Türkiye’nin taraf olmadığı 1947 Paris Barış Konferansı’nın 14’üncü maddesi ile de Osmanlı döneminde fiilen Türkiye’nin elinden alınmış olan on iki ada SİLAHSIZLANDIRILMASI koşulu ile Yunanistan’a bırakılmıştı. Ancak bu 12 ada dışında kalan ada ve adacıklarda, “Asya kıyısından 3 milden az bir uzaklıkta bulunan adalar, TÜRK EGEMENLİĞİ ALTINDA KALACAKTIR” şeklindeki Lozan’ın yukarıda belirtilen 12. maddesi uygulanmak zorundadır

 

         3- Bugün ise, Ege’de bulunan ve mülkiyeti Türkiye Cumhuriyeti’ne ait olan 18 ada ve bir kayalık 2004’den bu yana Yunanistan tarafından fiilen işgal edilmiştir. Bir başka ifadeyle, Yunanistan; 2004’den beri bu adalarımızı ilhak etmiş durumdadır.

 

         4- İşgalin başlangıcında Yunanistan bu adalarda; bayrak dikiyor, Cumhurbaşkanı ve bakanları ile ziyaretler, askeri törenler yapıyor, denetlemelerde bulunuyordu. Yine AB ülkelerinden gelen bakanları ağırlıyordu. (EK-2)

 

         Şüphelilerin siyasi ve askeri yönetimindeki Türkiye tarafından bu işgale ses çıkartılmayınca, Yunanistan devleti giderek pervasızlaşmış ve işgal ettiği adalarımızı SİLAHLANDIRMIŞ ve Askeri Tatbikatlar yapmaya, Turizm Tesisleri açmaya, maden aramaya ve bulduğu madenleri taşımaya başlamıştır. Dahası bu adalarda kuzu çevirme partileri dahi verir hale gelmiştir. Yunanistan, 1947 Paris Antlaşmasına aykırı olarak on iki adaya da askeri tesisler kurarak ağır savaş silahları yerleştirmiştir. Buralarda Kara, Hava ve Deniz tatbikatları yapmaktadır. (EK- 3)

 

         5- Yunanistan Devlet Yöneticileri ve Askeri Komutanlar bunları yaparken bizimkiler ise; kendi topraklarımızda tatile giderken teknesindeki Türk Bayrağını kapatıp Yunan Bayrağı çekiyorlar, tabi karaya ayak basınca da pasaport kontrolünden geçiyorlar. (EK-4)

        

         6- Belirtilen bu işgal ve ilhak karşısında sessiz kalarak, Uluslararası Hukuktan kaynaklanan egemenlik haklarımızı kullanmayan bu şüpheliler hakkında müvekkil parti bugüne kadar çeşitli suç duyurularında bulunmuştur. Esasen şüphelilerin bu fiilleri/eylemsizlikleri TCK’nun 302’nci maddesinde tanımlanan suç kapsamındadır.

 

         7- Sivil ve Askeri emir komuta yetkilerine sahip olan şüpheliler; Yunanistan Devletinin Ege Denizi’ni kendisine ait bir göl olarak görüp, Türk karasularında Türk vatandaşlarını, yaralaması, öldürmesi, tutuklaması onlarca yıl hapis binlerce avro para cezalarına çarptırması karşısında sessiz kaldıkları yetmiyormuş gibi, bu işgale tepki gösteren Sahil Güvenlik Komutanlığı’nda görevli subaylara “Adalara Yaklaşmayın” talimatı vererek görev rutinleri gereğince devriyeye çıkmalarını engellemekle TCK’nun 257 ve 262’nci maddelerindeki suçları da işlemişlerdir.

 

         8- Bu suçlarla ilgili olarak, Ege’deki adalarımızın işgalini kamuoyuna ilk duyuran Milli Savunma Bakanlığı Eski Genel Sekreteri Kurmay Albay Sayın Ümit YALIM; 10 Mayıs 2017 tarihli Sözcü Gazetesi’nde yayımlanan röportajında şunları söylemiştir;

 

         “Sahil Güvenlik Komutanlığındaki subayların bu işgalden alabildiğine rahatsız oldukları, adalarla ilgili her gelişmeyi Birleştirilmiş Hava Harekât Merkezi’ne (Diyarbakır- Muharip Hava Kuvveti ve Hava Füze Savunma Komutanlığı 05 Ağustos 2014 tarihinde Eskişehir'de teşkil edilmiştir. Komutan Yardımcılığı ve Birleştirilmiş Hava Harekât Merkezleri Komutanlığı Diyarbakır'da kurulmuştur.) anında rapor ettikleri halde hiçbir şey yapılmadığı, subaylara, ‘İşgal altındaki adalara yaklaşmayın’ talimatı verildiği, Subayların da ‘Burası bizim devriye alanımız. Eğer gitmemizi istemiyorsanız yazılı emir verin’ dedikleri, Sahil Güvenlik Komutanı ve kurmay başkanı da yazılı emir veremediği, Subayların da işgal edilen adalar dahil o bölgede dolaştıkları” iddialarında bulunmuştur.  

 

Sayın Yalım, devamla;

Her gemide, ‘gemi jurnali’ var. Bu jurnale, yapılan bütün seyirler kaydediliyor. Dolayısıyla o subaylar hem milli görev yapıyor, vatan toprağına sahip çıkıyor hem de ilerde doğabilecek yargılamalar karşısında kendilerini garanti altına alıyorlar.

 

“Her ordunun savunmakla sorumlu olduğu vatan toprağı var. Ege’deki adalar da Ege Ordu Komutanlığı’nın sorumluluğu altında… Bunlar da, adalardaki gelişmeleri rapor ediyor ama üst taraftan bir sonuç alamıyor. Adaların içinde ise asayiş ve güvenlikten jandarma sorumlu… Adaların etrafındaki karasularının emniyetini sağlamak ise Sahil Güvenlik Komutanlığı’nın görevidir. Hepsinin sorumlusu ise il valisidir.

“Genelkurmay Başkanlığı da kendilerine ulaşan adalarla ilgili olup bitenleri rapor ediyor. Ancak İç Hizmet Kanunu’nun 35. Maddesi değiştirildiği için onların da eli-kolu bağlandı. Yasaya göre asker, yurt dışından gelecek tehdit ve tehlikelere karşı Türk vatanını savunmakla yükümlü. Temmuz 2013’e kadar yurt içinde de tehditten sorumluydu. Bu tarihten sonra yurt içindeki tehdit ve tehlikelere karşı askerin sorumluluğu kalmadı. Yapılan bu kanun değişikliğiyle yurt içinde bulunan Yunan askerleri, kanunla TSK’ya karşı koruma altına alındı.

 

 “Daha önceleri bir Yunan helikopteri adalarımıza gelmek isterse Çiğli’den kalkan uçaklar önleme yapar, helikopteri sokmazdı. Şimdi bu önleme yapılmıyor. Hem kanundan, hem de hükümetten kaynaklanıyor. Türk Hava Kuvvetlerimiz işgal edilen adalarımızın üzerinden uçup ‘egemenlik’ gösteriyor. Çünkü hava sahası bize ait. Yunan Genelkurmay Başkanlığı, adalar üzerindeki uçuşları sanki kendi hava sahasını ihlal etmişiz gibi şikâyet ediyor. (Bkz. http://www.sozcu.com.tr/2017/yazarlar/saygi-ozturk/askere-yaklasmayin-talimati-var-1840840/) (http://www.kronos.news/tr/yunan-askerleri-adalari-isgal-etti-tskya-karismayin-talimati-verildi/)

 

Aynı söyleşide Sayın Yalım;

 

“Ben, adalarımızın işgalini ilk kez 31 Aralık 2008’de öğrenmiştim. Yunan Kara Kuvvetleri Komutanı ile Genelkurmay Başkanı Aydın’a bağlı Bulamaç Adası’na gitti. Hava Kuvvetleri, ‘hava sahası ihlali’ verdi. ‘Bunların hava sahamızda ne işi var?’ diye araştırınca olay ortaya çıktı. Bu olaydan sonra 6 Ocak 2009’da Yunan Cumhurbaşkanı Papulyas Aydın’ın Eşek Adası’na gitti.

                                                               

“Bunun üzerine Dışişleri Bakanlığı’ndaki diplomatları Genelkurmay’a davet ettik, müşterek bir toplantı yaptık. Bu toplantıda Genelkurmay yetkilileri adaların boşaltılmasını talep etti. Hükümet kanadı ise bu konuda ayak sürüdü. Verilen arada önemli bir isim ‘bu adaların AKP hükümetinin bilgisi dahilinde işgal edildiğini’ itiraf etti. Bugün işgal edilen ada sayısı 18’e ulaştı.” demiştir. (EK-5)

 

Sayın Yalım’ın bu beyanında geçen; “adaların AKP hükümetinin bilgisi dahilinde işgal edildiğini” itiraf eden “önemli isim” kimdir? Araştırılmalı ve bilgisine başvurulmalıdır. Zira bunun doğru olması halinde “adalarımızın işgalinde bilgisi olan AKP’lilerin” tamamı TCK’nun 304. maddesinde tanımlanan “Devlete Karşı Savaşa Tahrik” suçunun unsurlarından olan; “yabancı devlet yetkilileri ile işbirliği yapan kişi” durumundadırlar. Bunun da yaptırımı 10 yıldan 20 yıla kadar hapis cezasıdır.

 

         9- Kendi yurdundaki düşmanı korumak zorunda bırakılan TSK’nun düşürüldüğü traji-komik duruma bakar mısınız? TSK İç Hizmet Kanunu’nun “Silahlı Kuvvetlerinin Görevini” tanımlayan 35’inci maddesindeki “Silahlı Kuvvetlerin görevi; yurt dışından gelecek tehdit ve tehlikelere karşı Türk vatanını savunmak, caydırıcılık sağlayacak şekilde askerî gücün muhafazasını ve güçlendirilmesini sağlamak” şeklindeki hüküm gereğince kendi topraklarımızdaki Yunan askerleri Türk askerinin koruması altına girmiş durumdadır.

 

         Yine aynı hüküm nedeniyle, hava sahamızın ihlallerine karşı önlemler alınmadığı gibi, adalarımız üzerinde uçuş yapan askeri uçaklarımız Yunan hava sahasını ihlal etti diye Yunanistan Devletinin şikâyetine maruz kalmaktalar. Oysa 2013 değişikliğinden önce aynı 35. madde; Silâhlı Kuvvetlerin vazifesi; Türk yurdunu ve Anayasa ile tâyin edilmiş olan Türkiye Cumhuriyetini kollamak ve korumaktır.şeklindeydi. Ne diyelim, bunu yapanlara yazıklar olsun…

         Fakat bu haliyle bile askerin egemenlik haklarımızı, vatan topraklarımızı koruma ve kollama görevini düzenleyen mevzuat hükümleri bulunmaktadır.  Şöyle ki;

 

         2692 Sayılı Sahil Güvenlik Komutanlığı Kanunu’nun 23’üncü maddesiyle; (Değişik: 25/7/2016-KHK-668/32 md.; Aynen kabul: 8/11/2016-6755/32 md.) (1) Bu Kanunla münhasıran yönetmelik çıkarılması öngörülen hususların yanı sıra Sahil Güvenlik Komutanlığının görev, yetki ve sorumlulukları, diğer makamlarla ilişkileri, birlikte çalışma ve işbirliği esasları dahil komuta ve kontrol ilişkileri ile Sahil Güvenlik (…) (1) personelinin terfi işleri, disiplin amirleri ve kurulları, ödül, değerlendirme, kılık ve kıyafet ve bu Kanunun uygulanmasına ilişkin diğer hususlar, İçişleri Bakanlığı tarafından hazırlanarak Bakanlar Kurulu kararıyla yürürlüğe konulan yönetmelikle düzenleneceği” hükme bağlanmıştır.

 

         Anılan madde uyarınca İçişleri Bakanlığı’nca çıkartılan; “Sahil Güvenlik Komutanlığı Teşkilat, Görev ve Yetkileri Yönetmeliği”nin Sahil Güvenliğin Mülki Görevlerini düzenleyen İkinci Bölümünde;

 

         7. maddede “Görev ve Sorumluluk Alanı”nı,

         12. maddede “Deniz güvenliği ve deniz emniyetine ilişkin görevler”i,

         13. maddede “Uluslararası suçla mücadeleye ilişkin görevler”i,

         18. maddede “Denizde Can ve Mal Koruma Hakkında Kanuna ilişkin görevler”i,

         19. maddede “Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanununa ilişkin görevler”i,

         30. maddede “Hak ve hürriyetlerin korunmasına ilişkin görevler”i tanımlanmıştır.

        

         Diğer yandan yönetmeliğin Dördüncü Bölümünde Askeri Görevleri, Beşinci Bölümünde de Yetkileri tanımlanmıştır.

 

         Özellikle Yönetmeliğin Sahil Güvenlik Komutanlığı’nın “Deniz Güvenliği ve Deniz Emniyetine İlişkin Görevler”inin sayıldığı 12’nci maddesinde;

        

(1) Sahil Güvenlik Komutanlığının deniz güvenliği ve deniz emniyeti ile ilgili görevleri şunlardır:

a) Denizlerde ve adalarda meydana gelen tıbbi tahliye ve hasta nakli faaliyetlerini ilgili kurum ve kuruluşlarla koordineli bir şekilde yürütmek.

b) Deniz güvenliğinin ve deniz emniyetinin sağlanmasına yönelik olarak izleme, gözetleme, takip ve kontrol imkân ve kabiliyetlerini geliştirmek ve gerekli diğer tedbirleri almak.

c) Stratejik önemi haiz tesislerin ve gemilerin, Türk boğazlarından geçen tehlikeli ve patlayıcı yük taşıyan gemilerin ve devlet büyüklerinin deniz güvenliğini sağlamak.

ç) Deniz güvenliği kapsamında denizlerde hükümranlık haklarının kullanıldığı deniz alanlarının sınırlarında ve deniz yan hudutlarında kontrolün sağlanmasına yönelik ekonomik devriye görevleri icra etmek.

d) Yabancı askeri gemilerin ve devlet gemilerinin faaliyetlerini izlemek, gözetlemek, yabancı ülkelere ait askeri gemiler ve devlet gemileri tarafından Türk Bayraklı gemilere yapılan tacizler ile milli menfaatler aleyhine yapılan ihlallere angajman kuralları çerçevesinde müdahale etmek.

 e) Deniz yetki alanlarında icra edilen bilimsel araştırma, hidrokarbon arama, sondaj, kablo ve boru hattı döşeme, balıkçılık gibi faaliyetleri izlemek, takip etmek, kontrol etmek ve izinsiz yapılan faaliyetleri engellemek.

 f) Gemi ve liman güvenlik planlarını incelemek, görüş bildirmek ve Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı ile koordineli denetimler yapmak.

g) Aidiyeti tartışmalı ada, adacık, kaya, deniz yapıları ve deniz alanlarında ulusal menfaatlere ve ülke politikasına uygun görevler icra etmek.

 (2) Denizde gerçekleştirilen organizasyon, düğün, nişan, konser, panayır, festival ve benzeri toplanmalarda kamu düzeninin korunmasına yönelik tedbirlerin alınmasına imkân sağlamak için ilgililer kırk sekiz saat önce bildirimde bulunmak zorundadır.

(3) Sahil Güvenlik Deniz Angajman Kuralları, Başbakanlık Milli Angajman Kuralları Direktifi içerisinde ayrı bir bölüm olarak veya ayrı bir direktif olarak Bakanlık tarafından hazırlanır.

(4) Sahil Güvenlik Komutanlığına ait gemi ve botlar, Devlet gemisi, hava araçları, Devlet hava aracı statüsünde olup askeri gemi ve hava araçlarına tanınan hak ve imtiyazlardan faydalanır.” denilmektedir.

 

Görüldüğü gibi, “Aidiyeti tartışmalı ada, adacık, kaya, deniz yapıları ve deniz alanlarında ulusal menfaatlere ve ülke politikasına uygun görevler icra etmek.” Sahil Güvenliğin başlıca görevlerindendir.

 

Öte yandan, Sahil Güvenlik Komutanlığının İdari ve Adli Görevlerine İlişkin Tüzük’ün 4. maddesinde de;

 

A – Bu Tüzüğün 2 nci ve 3 üncü maddelerinde belirtilen görev ve hizmetlerin yerine getirilmesi sırasında yasalarda suç sayılan eylemlere rastlanılması halinde bunlarla ilgili olarak, tutanak tutmak, delilleri saptamak, toplamak ve saklamak, sanıkları gözaltına almak, sanıkları ve suç araçlarını yetkili makamlara teslim etmek, suçun denizde başlayıp karada devam etmesi ya da suçluların karaya geçmesi hallerinde, yetkili güvenlik kuvvet olaya el koyuncaya kadar, suç delillerinin kaybolmasını ve suçluların kaçmasını önlemek amacıyla karada da bu yetkileri kullanmak ve durumu en kısa sürede yerel mülkiye amirliğine bildirmek;

 

“B – Yetki alanları içinde, genel güvenlik kuvvetlerince kovuşturulması gereken suça rastlanılması veya böyle bir suç ihbarı alınması ya da bu suçların karada başlayıp denizde devam etmesi hallerinde, suçun kovuşturulmasında ve suçluların yakalanmasında diğer güvenlik kuvvetlerine yardım etmek, gerektiğinde bu suçlara el koymak, suçluları yakalayıp yetkili makamlara teslim etmek.”  Sahil Güvenlik Komutanlığı’nın Adli Görevleri arasında sayılmıştır.

 

Esasen “Komuta Merkezi” tarafından engellenen ve  “yazılı emir” isteyen Subayların da yapmak istedikleri bu görevlerinin ifasından başka bir şey değildir.

 

         10- Sayın Yalım’ın beyanlarına göre Sahil Güvenlik Komutanlığı’nda görevli duyarlı Subaylar işte bu mevzuat hükümlerine göre ve ülkenin egemenlik haklarının toprak bütünlüğünün korunması amacıyla görev ifa etmekteler. Bu nedenle adalar çevresinde devriyeye çıkmaktalar. Ancak emir komuta merkezindeki şüpheliler ise yazılı emir vermekten kaçınmakla birlikte; Ulusal onurumuzu, Vatan toprağımızı korumak isteyen subaylarımıza, “Adalara Yaklaşmayın” talimatları vererek yönetmeliğin yukarıda altı çizili fıkralarında tanımlanan görevlerini yerine getirmelerine engel olmaktadırlar. Bu emri bizzat kimin verdiğinin bir önemi yoktur. Kaldı ki, soruşturma aşamasında bu da açığa çıkacaktır. Bu suçların cezasız kalmaması gerekir.

                                                             

         11- Yukarıda da belirttik, Uluslararası sözleşmelere göre;  “Asya kıyısından 3 milden az bir uzaklıkta bulunan adalar, TÜRK EGEMENLİĞİ ALTINDA KALACAKTIR” şeklindeki anlaşma hükmü uygulanmak zorundadır. Yunanistan devleti, bu maddeyi açıkça ihlal ederek Uluslararası bir suç işlemektedir. Roma Statüsü’ne göre bunun adı “İşgal” suçudur.

 

         Komuta merkezindeki sivil ve askeri şüpheliler ise bu işgali görmezden gelerek Vatana İhanet suçunun yanında TCK m. 257’de tanımlanan “Görevi Kötüye Kullanma” ve TCK m. 262’de öngörülen “Kamu Görevinin Usulsüz Olarak Üstlenilmesi” suçlarını da işlemişlerdir.

 

         12- Oysa Yunanistan’ın 31 Mayıs 1995’te aldığı bir kararla kara sularını 6 milden 12 mile çıkarmasını Türkiye; 8 Haziran 1995’te CASUS BELLİ (SAVAŞ NEDENİ) saymıştı.

 

         Yine 1996 yılı Ocak ayında Figen ATAK adlı Türk gemisi Kardak Kayalıkları’nda karaya oturunca Yunanistan kazanın karasularında olduğunu iddia edip Kardak’a bayrak dikmiş Türkiye ile savaşın eşiğine gelmişti. Türkiye ise 2 gün içinde Türk Bayrağı’nı kayalıklara dikmişti.

 

         Bugün ise (29 Ocak 2017’de) Genelkurmay Başkanı ve yanındaki Kuvvet Komutanları, içinde bulundukları savaş gemisi ve özel kuvvetlerden oluşan iki şişme bot eşliğinde geldikleri Kardak Kayalıkları yakınında Yunanistan hücumbotlarının tacizi karşısında tornistan ederek Bodruma geri dönmek zorunda kalmaktadırlar. Yani, Yunanistan Devleti Ege Denizi’ni kendisine ait bir göl gibi görerek Kardak ve çevresindeki adalarımızı açıktan işgal ve ilhak ederken bizdeki siyasiler ve askerler seyretmektedirler. İşgal edilen topraklara savaş için gitmesi gerekenler, “turistik gezi” dahi yapamadan dönmektedirler.

 

“Başkomutan” ise; lafa gelince, “Bize Sevr’i gösterip Lozan’a razı ettiler”, “Şöyle bağırsan sesimizin duyulacağı adalarımızı verdiler” diyerek Cumhuriyetimizin kurucularına iftira atarken, Yunanistan Devleti tarafından yapılan bu açık saldırılar karşısında ölü numarası yapmaktadır.

 

13- Müvekkil parti, Ege’deki Adalarımızın Yunanistan tarafından işgal edilmesine sessiz kalan bu şüpheliler hakkında şimdiye kadar defalarca (Çeşme’de, Didim’de, Bodrum’da) suç duyurularında bulunmuştur.

 

Öyle ki, Genelkurmay Başkanı ve Kuvvet Komutanlarının Ege Denizi’nde düşürüldükleri acıklı durumdan sonra, Yunanistan Devletinin yukarıda belirtilen Türk Vatandaşlarına yönelik saldırıları, aynı zamanda Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesinin 102. maddesinde tanımlanan, DEVLET GEMİSİ İLE DENİZ HAYDUTLUĞU suçunu oluşturduğundan,

 

Bu saldırılar;

 

Birleşmiş Milletler Antlaşmasının  “Amaçlar  ve İlkeler” maddesinde öngörülen;

 

“Tüm üyeler uluslararası anlaşmazlıkları, uluslararası barış, güvenlik ve adaleti tehlikeye sokmadan barışçıl yollarla çözümlemelidir;

 

Tüm üyeler başka bir devlete tehdit oluşturmaktan ya da başka bir devlete karşı güç kullanmaktan kaçınmalıdır” şeklindeki hükümlere aykırı olduğundan,

 

Yine, 24 Ekim 1970 tarihinde toplanan 1883’üncü BM Genel Kurulu’nda kabul edilen ”BM Antlaşması Doğrultusunda Devletler Arasında Dostça İlişkiler ve İşbirliğine İlişkin Uluslararası Hukuk İlkeleri Konusunda Bildirge” ile kabul edilen ilkelere de açıkça aykırı olduğundan,

 

Kısacası, Yunanistan’ın Ege Denizindeki adalarımızı işgal etmesi, balıkçılarımızı katletmesi ve tutuklaması Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM)’nin kuruluşunu öngören Roma Statüsünün “Divanın Yargı Yetkisine Giren Suçlar”ı düzenleyen 5’inci maddesinde öngörülen “Savaş Suçları” ve “Saldırı Suçu” kapsamına girdiğinden Roma Statüsünü imzalayan Yunanistan Devleti hakkında Statü’nün “Yargı Yetkisinin Kullanılmasına İlişkin Önşartlar” başlıklı 12. maddesi uyarınca Uluslararası Ceza Mahkemesi (UCM)’ne başvuru da yapılmıştır.

 

14- Sonuç olarak; ülkemizin en Vatansever, en Halksever gerçek muhalefet partisi olan müvekkil Halkın Kurtuluş Partisi; Ülkemizin Egemenlik Haklarının ayaklar altına alındığı, işgal edilen vatan topraklarımızda askerimizin işgalci askerleri koruma ve kollama durumuna düşürüldüğü bu acıklı duruma itiraz etmektedir. Sorumluların hesap vermesini istemektedir.

 

İşbu Suç Duyurusu ile de Sahil Güvenlik Komutanlığı’nda görevli Subaylara “Adalara Yaklaşmayın” talimatını veren şüpheliler hakkında hem bu suçlarından hem de Adalarımızın işgaline karşı sessiz kalmakla işledikleri suçlardan soruşturma açılarak yargılanmalarını, yapılacak soruşturma ve kovuşturmada Ege’deki Adalarımızın işgaline ilişkin somut bilgi ve belgeleri elinde bulunduran Milli Savunma Bakanlığı Eski Genel Sekreteri Kurmay Albay Ümit YALIM’ın tanık sıfatıyla bilgisine başvurulmasını talep etmekteyiz.

 

SONUÇ VE İSTEM….: Sunulan ve Soruşturma aşamasında re’sen görülecek diğer nedenlerle;

Şüpheliler hakkında atılı suçlardan cezalandırılmalarının sağlanması için soruşturma yürütülerek kamu davası açılmasını müvekkil parti adına arz ve talep ederiz. 23/05/2017

SUÇ DUYURUSUNDA BULUNAN       

HALKIN KURTULUŞ PARTİSİ VEKİLLERİ

Av. Tacettin ÇOLAK           Av. Ferit CÖHCE

 

Bu Haberler Dikkatinizi Çekebilir

Portalımız açık kaynak özgür yazılım araçları kullanılarak hazırlanmıştır.CopyLEFT | 2014 | Halkın Kurtuluş Partisi
HKP GENEL MERKEZİ:Karanfil Sokak No:24/15 Kızılay/ANKARA Tel: 0 312 424 06 18 Faks: 0 312 424 06 28 E-Posta: kurtuluspartisi@kurtuluspartisi.org
İSTANBUL İL ÖRGÜTÜ: Atatürk Bulvarı Emlak Bankası Blokları B Blok No. 146 Kat:3 Daire 11 Eminönü/ İSTANBUL Tel: 0 212 528 87 57 Faks: 0 212 528 89 47