Kayıt No 5
Haber Başlık GÖREV DEMOKRATİK, LAİK, ANADİLDE EĞİTİM MÜCADELESİNİ YÜKSELTMEKTİR!
Özet

GÖREV DEMOKRATİK, LAİK, ANADİLDE EĞİTİM MÜCADELESİNİ YÜKSELTMEKTİR!

Active Image

YÖK’ün 12 Eylül Faşizminin çocuğu olduğunu hep söyledik. Parababaları YÖK’ü; üniversiteleri 24 saat işleyen holdingler, devrimci-demokrat unsurlardan temizlenmiş dikensiz gül bahçeleri haline getirmek için kurmuştur. YÖK, Bilim ve Demokrasi karşıtı uygulamaların etrafında kurumsallaştığı bir yapıdır. Üniversitelerin özerkliğinin önünde halen engel teşkil etmektedir.


Tam Metin

Bizleri müşteriye, üniversitelerimizi ticarethaneye dönüştürmeye; “paran kadar oku” demeye devam etmektedir.

En ufak hak alma mücadelesine soruşturmalarla, uzaklaştırmalarla cevap vermektedir. Sırf bu yıl yüzlerce devrimci-demokrat öğrenciye, toplamda yüzlerce soruşturma açılmış, onlarca yıl uzaklaştırma ve onlarca atılma cezası verilmiştir.

Eğer bugün; “zorunlu bağışlar”, yüz milyonları bulan har(a)çlar, barınma, beslenme, ulaşım bizim sorunlarımızsa;

Hâlâ ezberci, bilimdışı eğitim alıyorsak, üniversitelerimizden geleceğe dair umudu olmayan diplomalı işsizler olarak çıkıyorsak, tabela üniversitelerinde tabiri-caizse “yüksek liselerde” okuyorsak, sırf yabancı dil eğitimi için her yıl milyonlarca doları yurt dışına Cambridge, Oxford, Longman gibi büyük kitap tekellerine verdiğimiz halde kendi kitaplarımızı basamıyorsak, bunun başlıca sorumlusu Parababaları devleti ve onun bir kurumu olan YÖK’tür.

Yerli-yabancı Parababalarının ona verdiği bu görevi, sadakatle yerine getirmeye devam eden YÖK’e karşı olmak gerekir.

 

Ancak hayat durmuyor.  Her şey değişim gösteriyor. YÖK 10 yıl, 20 yıl önceki biçimini aynen korumamıştır. Türk-İslam sentezci eğitim politikasının yaratıcısı YÖK’ün de kurucusu olan  Doğramacı’ların çizgisini aynen devam ettirmemektedir. Burjuva anlayışta da olsa, Kemalist denebilecek dar bir bakış açısı ile de olsa, bugün “Laik”liği koruma görevini kendine biçmiştir. Bugün eğitim konusundaki taleplerimizi sadece YÖK karşıtlığı üzerinden şekillendiremeyiz. Bu yüzden 6 Kasım sadece biçimsel bir YÖK karşıtlığı günü değildir, olmamalıdır.

 

Laiklik Konusundaki Tavrımız Nedir?

Ortaçağcı Hareket ve Finans-Kapital’in Zıtlığı/Çıkar Ortaklığı

“Dini siyasi ideoloji olarak benimseyen sınıf, Tarihin ilk egemen sınıfı olan Antika Tefeci-Bezirgân Sermaye Sınıfıdır. O asalak-vurguncu sınıf Ortaçağ’da kayıtsız şartsız egemendi. Şimdiyse Modern Finans-Kapitalin uydusu durumundadır. Yağmadan aslan payını da elbette ki Finans-Kapital almaktadır. Bu yüzden şimdiki durumdan memnun olmakla birlikte, hep tek başına iktidar olduğu eski günlerin özlemi içindedir. İmkân-fırsat bulursa toplumu o günlere götürmekte hiç tereddüt geçirmez. Bulamazsa mevcut duruma katlanır. Bu Antika sömürgen sınıf, bizim gibi Şark toplumlarında bütün yırtıcı dişleri ve tırnaklarıyla yaşamaktadır, varlığını sürdürmektedir. Çünkü bizde burjuva devrimi 20’nci Yüzyılda yapılmıştır. Yani burjuvazinin dünya genelinde tüm olumlu özelliklerini yitirdiği, tekelci aşamaya geldiği bir dönemde yapılmıştır. O yüzden, mesela Türkiye’de 1923’te iktidara gelen Anadolu burjuvazisi 25’te artık, yani iki yıl içinde kesin biçimde tekelci Finans-Kapital aşamasına gelmiştir. Bir avuç olduğu için de hemen Tefeci-Bezirgân Sermayeyle ittifaka girmiştir. Zaten Batılı emperyalistler de onu buna yönlendirmiştir. Çünkü, Usta’nın (Lenin’in) dediği gibi Emperyalistler, talan etmek için bir geri ülkeye girdi miydi oradaki en gerici sınıf ve zümrelerle ittifaka girerler. Çünkü amaçları birdir: sömürü-çapul-vurgun. O yüzden de hemencecik koklaşıp anlaşırlar.

Batıdaysa Burjuva devrimleri 14’üncü Yüzyılın sonlarından itibaren başlamıştır. Yani burjuvazinin dünya çapında devrimci-ilerici, olumlu özellikleri de barındırdığı çağında yapılmıştır oralarda burjuva devrimleri. Burjuvazinin o dönemine, “Serbest Rekabetçi Dönem” diyoruz biz. Daha  doğrusu bilim.

İşte bu sebepten de oralarda iktidara gelen burjuvazi Tefeci-Bezirgân Sınıfını yani Derebeyliği tümden tasfiye etmiştir. Zaten bu Antika sınıf Batı’da, Şark toplumlarında olduğu kadar köklü ve yaygın da değildi. Bu sebepten Batı’da, burjuva devrimleri önce başladı ve tamamlandı. Mesela, Osmanlı her geçen gün derebeylileşmenin batağına giderken, Batı kapitalizme geçti. Bu yüzden Osmanlı günbegün geriledi ve çöktü…

Burjuva sınıfı özünde dindar değildir. Onun dindarlığı, İşçi Sınıfını kandırmaya ve uyutmaya yöneliktir. Bu bakımdan Batı burjuvazisi Hıristiyanlığı ciddiye almaz. Oralarda Hıristiyanlığı ciddiye alıp, siyasi ideoloji olarak benimseyecek ve kullanacak bir Tefeci-Bezirgân sınıfı da yoktur. İşte bu yüzden Batı’da siyasal dincilik ve teokratik düzen özlemciliği, kitle tabanı bulamaz. Bir avuç fanatiğin dışında kimse tarafından ciddiye alınmaz. Laiklikse Batı toplumlarında geniş kitleler tarafından iyice benimsenmiştir.

Fakat bizde, yukarıda anlattığımız gibi tam tersi bir durum, bir toplum gerçekliği vardır.

Bu farkı göremeyen zavallılar, bizde de Batı’dakine benzer bir laiklik olabilir sanıyorlar. Bu onların cehaletinden kaynaklanmaktadır.

Bizde, Demokratik Halk Devrimiyle, Tefeci-Bezirgân Sermaye Sınıfı ve Finans-Kapital zümresi tasfiye edilinceye kadar bu durum sürecektir. Ortaçağcılık-Şeriat düzeni özlemciliği (siyasal İslamcılık) tehlikesi hep varlığını koruyacaktır. Demokratik Halk Devriminin zaferi bu asalak sömürgen-vurguncu, vatan ve halk düşmanı sınıflarla birlikte, Ortaçağcılık tehlikesini de ortadan kaldıracaktır.”*

 

Laik Devlet ve Okul Konusunda Lenin Usta’ya Kulak Verelim

 

·        Dinin devletle ilişkisi olmaması, dinsel kurumların hükümete değin yetkileri bulunmaması gerekir.

***
     Sosyalist proletaryanın modern devlet ve modern kiliseden istediği, kilise ile devletin birbirlerinden kesinlikle ayrılmasıdır.

      Rus devrimi, bu isteği siyasal özgürlüğün bir gereği olarak gerçekleştirmelidir . (Lenin, Sosyalizm ve Din)

·                     “Marksistlerde … örneğin mutlak olarak laik bir okulu gerektiren ortak bir okul programı vardır. Marksistler açısından, demokratik bir devlette hiç bir zaman ve hiç bir yerde bu ortak programdan ayrılmak mümkün değildir (ve bu programa dil vb. gibi "yerel" maddeleri katmak bölgenin halkına ait bir iştir).”(Lenin, Ulusların Kaderlerini Tayin Hakkı, 5. bölüm Ulusların Eşitliği ve Ulusal Azınlık Hakları).

·                     “… oysa biz, bütün ulusların işçilerinin en sıkı birliğine doğru, her türlü şovenizme karşı, her türlü ulusal tekelciliğe karşı, her türlü burjuva milliyetçiliğine karşı yürümek zorundayız. Bütün milliyetlerden gelme işçilerin eğitim politikası birdir: anadilin özgürlüğü, demokratik ve laik okul.” (İtalikler Lenin’e aittir.) (Lenin, Ulusların Kaderlerini Tayin Hakkı, Sol Yayınları, İkinci Baskı, s. 140)

 

Açıkça anlaşılır ki Marksist-Leninistler Laikliği değişmez bir ilke olarak savunmak zorundadırlar. Dolayısıyla bizler, özellikle AKP gibi ortaçağcı-gerici-şeriatçı bir partinin iktidarda olduğu, şeriatçı kadrolaşmanın had safhaya çıktığı, imamların birçok memur kadrosuna atandığı, cemaatlerin-tarikatların ilkokul, lise, üniversite düzeyinde örgütlendiği bir dönemde, hep savunmak zorunda olduğumuz bu ilkeyi daha da ön plana almalıyız.

 

Neden  Laiklik?

Laiklik yoksa, demokrasi de insan hakları da yok demektir. Hiç unutmayalım ki laiklik gitti miydi toplum Ortaçağa gidiverir bir anda. Bir Afganistan, bir Suudi Arabistan, bir İran oluverir. Laikliğin olmadığı yerde de demokrasiden asla söz edilemez. Çünkü; “hiç unutmayalım: Hiçbir yapma din laik olamaz. O dine tam anlamıyla inanan da. Dinlerin özüyle çelişir bu. Bu dinler, hayatın-toplumun ve kişinin her alanını düzenlerler. Düzenlemek isterler. Sanattan, hukuktan, felsefeden, ekonomiye kadar, her alanı dogmalarla (tartışılmaz Tanrı buyruklarıyla) kesin biçimde belirlerler. Ona inanan o buyruklara da uymak ve onları toplumda hatta dünyada egemen kılmak ister. İstemezse zaten dini bütün-gerçek dindar sayılmaz.”*

Buna birkaç örnek verelim, hepsi gazete haberleri;

· “Milli Eğitim Bakanlığı damgalı Pinokyo’da, kukla ustası Gepettoya ‘Allah razı olsun’, Alexandre Dumas’ın eseri Üç Silahşorlar’ın çevirisinde de yaşlı kadının D’Artagnan’a Aramisi göremeyeceğini çünkü “şu anda etrafında din adamları var. Hastalığından sonra İslama geçti’, Pollyanna’nın çevirisinde ise ‘Kuran’da anlatıldığı gibi ahiret olacağına inandığını’ söylendiği yazıyor.” (Milliyet)

· 1789 Fransız devrimini anlatan Delaroix’in dünyaca ünlü ‘özgürlük’ isimli tablosu 7. sınıf Vatandaşlık ve İnsan Hakları bilgisi ders kitabından çıkartılıyor. Nedeni de tablodaki kadının göğsünün açık olması.

·  “Diyanet İşleri Başkanlığı, son günlerin en önemli tartışma konularından biri olan Kuran kurslarıyla ilgili rapor hazırladı.
Rapora göre, AKP’nin iktidara geldiği Kasım 2002’den bu yana 1000 resmi kuran kursu açıldı. Rapor, sadece resmi Kuran kurslarına yılda ortalama 1 milyon kişinin gittiğini ortaya koyuyor.” Buna karşılık taşra liseleri öğrencisi az olduğu gerekçesiyle kapatıyor.

· Diğer bir gericilik örneğine ise, özellikle ilköğretim öğrencilerinin kullandığı beslenme çantalarında şahit olduk. Emperyalizmin çocuk dünyasındaki simgelerinden biri olan Barbie bebekleri artık türbanlı oldu. Çantalar üzerine de bu şekilde resmedildi. Yani Finans-Kapital modern gericiliğinin sembollerinden olan Barbie bebeklerine Tefeci-Bezirgân Sermayenin antika gericiliğinin sembollerinden türban giydirildi.

· MEB’in gerici ideolojisinin bir yansımasını da yatılı ilköğretim bölge okullarında (YİBO) görmeye başladık. Buralardan mezun olan öğrenciler, yatılı imam hatip liselerine yerleştirilmeye başlandı. “Bunun neresi kötü”, diyen Bakan Çelik’i yine olaylar yalanlıyor. Güya YİBO öğrencilerinin liselere devam etmesini sağlamak için OKS kılavuzunda öğrencilere bir şans tanımışlar. Sınavla girilen okullardan herhangi birine yerleşemeyen öğrenci, boş kontenjanı bulunan herhangi bir pansiyona yerleştiriliyor. Boş kontenjanı bulunan pansiyonlar ise her ne hikmetse hep imam hatip okullarına ait…

· “AKP döneminde 3 bin okul müdürü ve 3500 müdür yardımcısının değiştirildiği ve bunların yerine atananların büyük bölümünün de imam hatip mezunu olduğu gözönüne alınınca kadroların denetimine girmiş MEB’den ne beklenebilirdi ki?”

· İmam hatipler promosyonla öğrenci ararken, bazı Kuran kursları da “Üç yılda iki diploma” sloganıyla gençleri çekmeye çalışıyor. Yeme, içme, barınma gibi masrafları da karşılayan bazı yatılı Kuran kursları, öğrencileri branşlarında uzman öğretmenlerle Açık Öğretim Lisesi'ne (AÖL) hazırlamayı vaat ediyor. Bu kurslardan Hırka-i Şerif Yatılı Erkek Kuran Kursu, “3 yılda iki diploma imkânı” diye gazete ilanıyla tanıtım yapıyor. Yurt görevlisi, diplomalardan birinin Açık Öğretim Lisesi, diğerinin ise öğrencinin kapasitesine göre hafızlık diploması olduğunu belirtti.”

· “11. sınıf Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi kitabında abdest suyunun alyuvarların sayısını artırmaktan, tansiyonu dengelemeye birçok yararı olduğu anlatılıyor. Uzmanlara göre bu bilgiler bilimdışı” Aynı ders kitabında, “İslam Düşüncesinde Yorumlar” başlıklı ünitede “vahiy” ile “aklın” mukayesesi de yapılıyor. Vahiy “ilahidir, yanılmaz, düşünmeyi teşvik eder, tefekkürü ibadet sayar” diye tanımlanırken, akıl “insanidir, yanılma payı vardır, vahyi anlamaya yarar, aklı destekler” diye açıklanıyor.

 

Bu, dogmatik eğitimin, ortaçağcı gericiliğin devlet eliyle örgütlendiği anlamına gelir. En son örnek bunu ne de güzel kanıtlıyor değil mi? Dogmatik eğitim, adı üstünde, değişmez doğrulara, yani dogmalara, yani inançlara bağlı insanlar üretir. Bu değişmez “doğrular”la afyonlanmış beyinlerden bilimsel düşünmesini, başka inanışlara sahip insanlara saygı duymasını bekleyebilir miyiz?

Bu bakımdan Laiklik, demokratik bir toplum düzeni için hayati öneme sahiptir. Laikliği de Halk Demokrasisi gibi öncelikle biz devrimciler savunmalıyız. Bu bizim öncelikli görevlerimiz arasındadır.

Bunu göremeyenler ne yapmaktadırlar?

“Ortaçağcı, sahte insan hakları örgütüyle ‘Mazlum-Der’le ve yine şeriatçı yazar-çizer takımıyla ortak bildiriler yayımlar. Bu utanç verici bir alçalmadır. Bunun devrimcilikle ve demokratlıkla zerrece ilgisi yoktur.

“Bu Ortaçağcı taife, 28 Şubat’tan sonra bizim sözde-uyurgezer solla ittifak arayışı içine girmiştir. Ondan önce soldan bilinçlice ve kararlıca uzak duruyorlardı. Hiç unutmayalım 2 Temmuz 1993’te Sivas’ta 35 aydını-demokratı tam da kendilerine uygun bir usulle katleden bu canavarlardır. O masum insanlar, o gencecik demokratlar ateşler içinde yanarken, bu insan sefaleti alçaklar Madımak Oteli’nin önünde hayvani çığlıklar, sevinç naraları atıyorlardı. Bunların ellerindeki kanı, okyanusların bütün suları yıkayıp temizleyemez. Bunların ellerini sıkan herkesin de eline kan bulaşır…”*. Kurtuluş Partisinin düşüncesi budur.

 

 Bugün Laiklik konusuyla ilgili hiçbir şey söylemeden, salt YÖK karşıtlığı yapmak ortaçağcı şeriatçılara güç vermektir. Bu konuda da net tavrımızı belirtiyoruz. Halkı örgütleme görevini üstlenmiş biz devrimciler, geniş ve kazanılması gereken yığınların duyarlı olduğu bu konuya sağır kalamayız. Aksi takdirde yıllardır klasikleşmiş, donuk söylemlerle işe başlamak bizi de hareketsiz dolayısıyla ölü kılacaktır.

2006 6 Kasım’ında, YÖK eylemleri sürecinde bize göre böylece netçe ortada olan Laiklik konusu ile ilgili olarak hiçbir devrimci-sol örgüt ile ortaklaşma ne yazık ki yakalayamamış bulunmaktayız. Ortaklaşma adına bu “körlüğü” kabul etmemiz-onaylamamız mümkün olmadığı için, ayrışmak tek doğru olan yoldur ve bunu seçmiş bulunmaktayız. Bu ilkesel bir tutumdur.

 

(Türkiye’de Cemaatler)

 

Kurtuluş Partisi Nettir, Cephe Bellidir

Halkın Kurtuluş Partisi, Türkiye sol ortamını Dağınıklık batağından kurtararak gerçek devrimci partiyi örgütlemeye; Parababalarının satılmışlar cephesine karşı, Halk Kurtuluş Cephesini kurmaya soyunmuş bir partidir.

Türkiye ve Dünya Halklarını sömüren, dünyayı felaketlere sürükleyen Parababaları düzeni can düşmanımızdır. Sömürüsünü katmerlendirmek için her halk hareketi karşısında hortlattığı çağdaş gericilik olan Faşizm can düşmanımızdır. Halkımızı daha rahat boyunduruk altında tutabilmek için sürekli besledikleri Ortaçağcı gerici şeriatçı örgütler can düşmanımızdır.

Artık gericiliğin tamamen ayyuka çıktığı şu aşamada bizlere daha çok görevler düşüyor. Gericiliğin üstte güreşmesi böyle sürgit devam edemez. Onu yenecek tek bir güç var; o da sosyalizmdir. İşte bu uğurda mücadele edeceğiz ve Sosyalizm bayrağını ülkemiz burçlarında şanlı bir şekilde dalgalandıracağız. Bunun için Halkın Kurtuluş Partisi saflarında örgütlenmek dışında çıkar yol yoktur.

Yaşasın Demokratik, Laik, Anadilde Eğitim Mücadelemiz!

 

 

   Kurtuluş Partisi Gençliği

 

 

 

Bunlar,
Engerekler ve çıyanlardır,
Bunlar,
Aşımıza ekmeğimize
Göz koyanlardır,
Tanı bunları,
Tanı da büyü...

 

Ahmed ARİF

*Kurtuluş Yolu Gazetesi (Sayı 20)
Tarih 2007/03/02
images afis_2006.jpg
Görüntüleme 1051
Halkın Kurtuluş Partisi | Arşiv Tarama