Kayıt No 18
Haber Başlık ATILIM (ESP)
Özet

ATILIM (ESP), YAPTIĞI PROVOKASYONLARIN

YANINA KÂR KALMAYACAĞINI GÖREMİYOR MU?

21 Nisan 2007 günü Gazi Mahallesi’nde 1 Mayıs afişlemesi yapan biri bayan 5 arkadaşımız, 25-30 kişilik ESP’li gurubun saldırısına uğramıştır. Arkadaşlarımız saldırıya anında sert bir karşılık vererek, sayılarının azlığına, ESP’lilerin çokluğuna rağmen saldırıyı püskürtmüşlerdir. Saldırı nedeniyle arkadaşlarımız ufak-tefek yara bere alırken (bayan arkadaşımız dâhil), saldırganlara birkaç misliyle hasar verdirmişlerdir. Mahalle halkı araya girerek tarafları ayırmıştır.

Tam Metin

Saldırıya uğrayan arkadaşlarımızın biri, 500 gün süren Şanlı Aras Kargo Grev ve Direnişi’inde devrimcileşerek saflarımıza katılan, en son anına kadar grev yerini bir an olsun terk etmemiş, Nakliyat-İş Sendikası’nda Genel Sekreterlik yapmış 63 yaşında bir devrimci işçi. Bir diğer arkadaşımız, yıllarını devrimci kavgaya adamış, 12 Eylül işkencecilerinin karşısında saygıyla eğilmek zorunda kaldığı, 12 Eylül askeri zindanlarının teslim alamadığı, geçimini işçilik yaparak sürdürmüş ve şu an işçi emeklisi olan bir devrimci. Üçüncü arkadaşımız da, işçilik yaparak geçimini sağlayan, hayatını devrimci kavgaya adamış, defalarca gözaltılar yaşamış, şu anda Belediye-İş’te işyeri temsilciliği yapan devrimci bir işçi. Dördüncü arkadaşımız, kendini devrimci davaya adamış mühendis bir kadın. Beşinci arkadaşımız ise üniversite gençliği içinde ön safta dövüşen bir devrimci… Hepsi birbirinden değerli, hepsi can bedeli sınavlardan alnının akıyla çıkmış yiğit, namuslu, fedakâr, deneyimli birer halk fedaisi, halk öncüsü.

 

Atılım (ESP) ne yapmak istiyor?

1995 yılında, Nakliyat-İş Sendikası’nın genel kurulunda, kesin olarak tek başımıza yönetimi alacak gücümüz olmasına rağmen, Derlenişçi çizgimiz gereği kendilerine ittifak çağrısı yapmıştık. Nakliyat-İş’in, 12 Eylül’de soluğu yurt dışında alan, 12 yıl sonra geri dönen sarı yöneticileriyle (onların güçlü olduğunu sanarak) ittifak yapmayı bize tercih etmişlerdi. Sarılarla birlikte, Genel Kuruldan ezici bir hezimete uğrayarak çıkmışlardı. Biz bu yanlışı nasıl yaptık diye ayıkacakları, bizden özür dileyecekleri yerde, bize düşmanlık beslemeye başladılar. Bu düşmanlıklarını uzun yıllar gizlemeye çalışsalar bile zaman zaman açık verdikleri de oluyordu.

Atılım, İnsan Hakları Derneği (İHD)’de, sınıflarüstü (yani burjuva) insan hakları anlayışına karşı verdiğimiz mücadelede de, yönetimde bir yer kapar mıyım hesabıyla hep karşımızda, derneğe hakim olan sınıflarüstücüler safında yer almıştı. Bu nedenle, burjuva insan hakları anlayışına karşı sürdürdüğümüz devrimci mücadeleden, burjuva anlayışı teorik olarak kesin bir mahkûmiyete uğratmamızdan onlar da nasiplerine düşen payı almışlardı. Atılım’ın bize olan düşmanlığının artmasında, bu da önemli bir rol oynamıştı.

Teorik planda sürdürdüğümüz bu mücadeleye rağmen, pratikte bütün devrimci gruplar gibi Atılım’la da -her ne kadar zaman zaman onlardan kaynaklı ayrışmalar yaşasak da- Devrimci Kardeşlik bağlarımızı kuvvetlendirme çabamızı eksik etmedik. Kendileri de bilirler… Süleyman Yeter’in davasının en istikrarlı destekçisi hep Nakliyat-İş ve Devrimci Mücadele olmuştur. Süleyman Yeter’i anma eylemlerinde, bazen başkaları olsa da, her zaman gene Nakliyat-İş ve Devrimci Mücadele yanlarında olmuştur. Çoğu zaman da sadece biz olmuşuzdur. Limter-İş’in Direnişleriyle dayanışma bakımından da birinci sırayı aldığımızı inkâr edemezler sanırız. Bunlar ilk akla geliverenler. Bizden talep ettikleri dayanışmayı hiçbir zaman geri çevirmediğimiz gibi, bazen onların bir talebi olmadan görev bilmiş ve gereğini yapmışızdır.

Çok kısaca özetlediğimiz bu ilişkilerimizde, teorik hattımızın doğruluğundan ve pratikte gösterdiğimiz Devrimci Kardeşliğimizden bazı Atılımcılar etkilenmişlerdir. En tanınan Atılımcılardan Limter-İş eski Başkanı ve Genel Sekreteri’ni örnek olarak gösterebiliriz. Genel Sekreter Arkadaş, Limter-İş’in bir direnişini ziyaretimiz sırasında, orada bulunan yoldaşlarının ve işçilerin huzurunda “siz bu işi iyi biliyorsunuz. Nakliyat-İş direniş süresince başımıza iki arkadaş verse iyi olur” sözcükleriyle aleni bir şekilde bize olan saygı ve güvenini safça, dürüstçe ifade etmişti. İşte bu etkilenmeler de Atılım şeflerinin bizlere olan düşmanlıklarını bilemiş demek ki…

Gizli ve sinsi bir şekilde büyüyerek Atılım şeflerinin beyinlerini ve kalplerini iflah olmaz bir ur gibi kaplayan bu Devrimci Mücadele (Halkın Kurtuluş Partisi) düşmanlığı, Topkapı Ambarlarında üç Nakliyat-İş üyesinin alçakça ve kalleşçe katli olayı karşısında, işçi katili yandaşlığına dönüşerek artık gizlenemez bir şekilde kendini açık etmeye başladı. Olayların akışını netçe bildikleri halde -çünkü herkesten daha fazla bir ilgiyle izliyorlardı- tıpkı işçi katillerinin yayın organı Evrensel gibi, olayları tamamen tersyüz ederek, hatta yalan ve demagojide bazen Evrensel’i bile “sol”layarak aktardılar olayları. Nakliyat-İş’e ve Devrimci Mücadele’ye çamur atmakta onlarla yarıştılar. Tek başlarına açık etmekten korktukları Devrimci Mücadele (Halkın Kurtuluş Partisi) düşmanlığını, şimdi artık EMEP’in arkasına gizlenerek de olsa kısmen belli etme cesareti gösterebiliyorlardı. Hatta bir keresinde, 19.10.2003 tarihinde İzmir’de Irak’a asker gönderilmesine ve Irak’ın işgaline karşı yapılan mitingde ve sonrası olaylarda, saldırıyı ilk başlatanın hep işçi katili TÜMTİS-EMEP-Evrensel olduğunu bile bile bizi saldırgan göstererek, provokatörlüklerini “Devrimci Mücadeleye karşı öfkemiz kabarıyor” türünden, EMEP adına efelenmeye kadar vardırmışlardı.

Türkiye İşçi Sınıfı ve Devrimci Hareketinin tarihinde kara bir leke olarak yer alan üç yiğit Ambar İşçisinin kalleşçe katli olayında ve sonrasında, Ambar İşçileri ve Hareketimize yönelik alçakça saldırılarda, Atılım, her zaman koyu bir işçi katili yandaşı olmuş ve sürekli olarak kışkırtıcılık yapmıştır.

Atılım’ın (ESP)’nin, Hareketimize ve dolayısıyla Türkiye Devrimci Hareketine yönelik provokatörlüğü, Hrant Dink’in cenazesi üzerine yaptığımız eleştiriden sonra metastaz yaparak dizginlenemez ve kaçınılamaz bir şekilde ölümcül sonuna doğru hızla yol alma aşamasına sıçramıştır. Cenazeye katılan diğer sol grupların, eleştirimizin özüne hiç değinmeden üslubumuza gösterdiği öfkeyi kendisine kalkan yapan Atılım (ESP), hemen öne atılarak yoldaşlarımıza kalleşçe saldırılar yöneltmeye başladı. Geçmişte kendilerine yaptığımız çok daha ağır eleştiriler karşısında yutkunarak susmak sorunda kalırken, şimdi artık fiili saldırıda bulunacak “cesaret”i gösterebiliyor. Atılım, daha önce tek başına karşımıza çıkma cesareti gösteremezken, şimdi “nasıl olsa diğer gruplar yanımda yer alır” hesabıyla provokatörlük yapma cüreti gösterebiliyor. Ama gene bire bir eşit koşullarda değil: Bire iki, üç, hatta beş misli bir güçle, kalleşçe.

Önce Ankara Hukuk Fakültesinde bir arkadaşımıza, tek başına kantindeki bir masada oturup çayını içerken, iki kişi gelip (tabiî bunlar ESP’lidir): “Sen Kurtuluş Partili misin?” diye soruyorlar. Aldıkları “Evet!” cevabı üzerine ceplerinden çıkardıkları, gazetemizin son birkaç sayısının bilgisayar çıkışını göstererek: “Burada yazılanları savunuyor musun, arkasında duruyor musun?” diyorlar. Arkadaşımızın “Elbette!” demesi üzerine, sözlü hakaretlerle birlikte, fiili saldırıya geçiyorlar. Arkadaşımızı yere düşürüyorlar. Yere düştükten sonra bile, birkaç darbe daha vurmaktan kendilerini alamıyorlar. Arkadaşımız telefonla yapılanları arkadaşlarımıza bildiriyor ve o bölgeye yakın yerlerde bulunan 3 Arkadaşımız, arkadaşımızın yanına geliyor. Bu şekilde 4 kişi olan arkadaşlarımıza 8 kişiyle saldırıyorlar. İki katı sayıya sahip olmalarına rağmen yumrukla yapılan kavgada yenik durumda olduklarını görünce, bu sefer kantinin demir sandalyeleriyle arkadaşlarımıza saldırmaya başlıyorlar. Bir arkadaşımızın başına, arkadan, korkakça ve kalleşçe demir sandalyeyle vuruyor, içlerinden biri. Sandalyenin ayaklarını bağlayan demir bağlantı, arkadaşımızın alnında 15 cm uzunluğunda bir yarık açıyor. (Arkadaşımızın alnına 34 dikiş atıldı.) Arkadaşımız ne olduğunu anlamak için elini alnına atınca, parmakları alın derisi ile kafatası arasına giriyor. Bunun üzerine, ancak bu noktadan sonra, arkadaşlarımız,  bunların anlayacağı dilden gereken cevabı veriyorlar. Bunun üzerine, iki misli sayıya sahip oldukları halde, yiğitçe kavga yapma yeteneğinden yoksun olan ve demir sandalyeler kullanan bu kabadayılar, topukları kıçlarını döverek kaçmakta buluyorlar çareyi. Ondan sonra da Karagöz Oyunundaki çıfıt gibi yaygarayı basıyorlar… Yok “Kurtuluş Partililer bize saldırdı”, yok şu, yok bu…

Olayın aynen bu şekilde olduğuna Cebeci Kampusu Devrimci Öğrenci Gençliği tanıktır. Hatta olayda yanlışlıkla yaralanan DGH’li genç bile tanıktır. Ona da sorulabilir. Bunu DGH’ye de olayın ertesi günü, aynen söyledik. İşin aslını öğrenmek isteyen herkes, bu gençlere sorabilir. Hatta ve hatta olayda taraf olan ESP’li gençlere bile sorulabilir. Biz, onların ESP şefleri kadar yalancı, demagog ve düzenbaz olamayacakları kanısındayız. Çünkü gençtirler…

Olay üzerine hiçbir açıklama yapmadık. Bu tür olaylar, bizce, Sol Ortamda hiç olmaması gereken olaylardır. Üzüntü verici, sadece egemen sınıfların işine yarayan olaylardır. Halk çocuklarının birbiriyle kapıştırılması utanç verici bir şeydir. Bunları anlatmak, bunlarla övünmek ya da yerinmek devrimcilerin işi olmamalı. O bakımdan biz, bir açıklama yapmadık. Sol Ortamı, bu tatsız olayla meşgul etmek istemedik. Tabiî olayı da büyütmek istemedik aynı zamanda. Olayın münferit, mahalli bir olay olarak kalması ihtimaline bir şans tanıyalım, dedik. Fakat ne yazık ki provokatör, durucu değil… Provokatörlüğünü sürdürmek niyetinde. O sebepten işin bu aşamasında bunları yazmak, açıklamak durumunda kaldık.

Bizi düşman belleyenler hep böyle kalleş mi çıkacak? Devrimciliğin de, insanlığın da birinci şartı mertlik, dürüstlük değil mi? Biz öyle gördük, öyle yaşadık, öyle öldük. Dostumuza da düşmanlarımıza da mertçe davrandık! Davranacağız da! Mayamız bu. Değişemeyiz.

Bu sefer de İstanbul Gazi Mahallesi’nde 5’e 25-30 olarak saldırdılar yoldaşlarımıza. Hem de 1 Mayıs arifesinde. Hem de yıllardan sonra ilk defa bu kadar büyük bir güçle Taksim’i yeniden fethe hazırlanırken. Kalleşçe iz sürerek… Çevreden insanlara afişlemeyi yapanların kaç kişi olduğunu, yaşlı mı genç mi olduğunu sorarak… 5’e karşı 25-30 kişilik bir güç toplayarak… Planlı bir şekilde hazırlamışlardır saldırılarını. Bütün kalleşçe planlarına, bayan erkek ayırmadan saldırmalarına rağmen, hiç beklemedikleri sertlikle karşılaşmış, gereken cevabı almışlardır.

Anlaşılan, Atılım, hazır bazı gruplar bizimle ilişkisini askıya almışken saldırılarına onların da destek olacağını düşünerek ve bu düşüncesinden cesaret alarak bize karşı beslediği düşmanlığını gösterme günlerinin geldiğine inanıyor. Bu nedenle sayıca fazla olduğu yer ve zamanda yapacağı provokasyonun yanına kâr kalacağını sanıyor. Çünkü onlar, burjuva siyasiler gibi, ar değil kâr dünyasında yaşıyor. Fena halde yanılıyorlar…

 

Dosta da düşmana da duyururuz:

Sol güçler arasında ilk saldıran hiçbir zaman biz olmadık. Hele miting alanlarını hiçbir zaman kirletmedik. Üç Ambar İşçisinin katledildiği günlerde, işçi katillerinden 40 kişilik TÜMTİS’li grubun, 800 kişilik Nakliyat-İş’li kitlemizin yanına düştüğü 2003 yılının İstanbul/Çağlayan’daki savaş karşıtı mitingde bile, acımızın tazeliğine, öfkemizin azgınlığına rağmen kendimizi frenlemesini bildik. Çünkü onun kulvarı ayrı, o gün bulunduğumuz kulvar ayrıydı. Biz her mücadeleyi kendi kulvarında veririz. Bu tip hesaplarımızı da kendi kulvarında çözeriz. Kulvarları karıştırmayız. Ama karıştıran olursa da elimiz armut toplamaz. Nefis müdafaası hakkımızı kullanırız en sert biçimde… Şimdiye kadar olduğu gibi… Nefis müdafaası yapıyoruz diye de kimse bizi suçlamasın. 23.04.2007

 

Halkın Kurtuluş Partisi

Genel Merkezi

 

Tarih 2007/04/23
images
Görüntüleme 3598
Halkın Kurtuluş Partisi | Arşiv Tarama