Kayıt No 12
Haber Başlık Selam Olsun 8 Martı Yaratanlara!
Özet

Selam Olsun 8 Mart’ı Yaratanlara!

Selam Olsun 8 Mart’ı Yaşatanlara!

Yirmi birinci yüzyıla girdiğimiz şu yıllarda, ülkemizde ve kapitalizmin olduğu her yerde, kadın eziliyor, sömürülüyor. Emperyalist savaşlarda yine en çok kadınlar-çocuklar mağdur ediliyor.

Kanlı zalim ABD, Irak’ta binlerce kadını öldürüyor, tecavüze uğratıyor. ABD’nin Ortadoğu’daki jandarması Siyonist İsrail; Filistin’de, Lübnan’da okulları bombalıyor;    kadın-çocuk ayrımı yapmaksızın insanları katlediyor. Kadınlara yönelik ayrımcılık, şiddet, tecavüz, fuhuş pazarlarında köle gibi satılma devam ediyor.

 


Tam Metin

Kardeşler,

Gelin hep birlikte geçmişten günümüze insanlık tarihine bir bakalım. İnsanlığın yarısı olan kadınlarımız neden ezilmekte, sömürülmekte ve ikinci sınıf insan muamelesi görmektedir? Bu, her zaman böyle miydi?

İnsanlık tarihine baktığımızda, sınıfsız toplum aşaması 700 bin yıllık bir tarihi kapsamaktadır. Yani insanlık; Vahşet Konağından Orta Barbarlık Konağının bir bölümüne kadar, kadınların önder olduğu bir toplumda, eşit, özgür ve kardeşçe yaşamaktaydı. İnsanın insanı ezmesi, sömürmesi, diye bir olay yoktu. Toplumda elde edilen ürünler eşit bir şekilde paylaşılıyordu.

İnsanlığın sınıfsız, eşit, kardeşçe bir yaşam sürdürdüğü İlkel Komünal Toplumda, kadınlar sömürülmüyordu. Aksine, 10 bin yıl öncesine kadar kadınlar, toplumu yöneten, sözü geçen, buyrukları uygulanan bir cinsiyetti. Ancak bu dönemde söz sahibi olan kadın, erkeği ezmemiş ve sömürmemiştir. Çünkü İlkel Komünal Toplumda sömürü diye bir anlayış yoktu. İlkel Komünal Toplum insanı, sınıflı toplumun ürünü olan yalanı, baskıyı ve sömürüyü bilmezdi. Bu dönemde kadın, önderdi, saygı duyulandı. Yani bu dönemde insanlar; soylarını kadınlara göre devam ettirdikleri ANACIL bir düzen yaşamaktaydı.

Orta Barbarlığın Çoban Toplumlarında ekonomi, Sürü ekonomisine dayanmaktaydı. Erkek, dışarıda sürüsünü büyüttükçe önem kazandı. Sürüsünü büyüten erkek, Orta Barbarlık Konağında ekonomik gücü ele geçirerek kadını alt etmiştir. Erkek, toplumda ekonomik anlamda üstünlük sağlayınca, toplumun yönetiminde de üstünlük sağlamıştır. Yani ekonomik güçten kaynaklanan sosyal güçle erkek, kadını alt etmiş ve onun üzerinde egemenlik kurmuştur.

İlkel Komünal Toplumda, insanlar arasında hiçbir sosyal ayrımcılık yoktu.  Birilerinin elinde diğerlerine oranla daha fazla mülkiyet biriktikçe, bu durum insanlar arasındaki eşitliği de ortadan kaldırmıştır. İnsanlığın bu gidişi, sınıfları, Yazıyı, Parayı, Devleti ve onları korumak için ordu ve cezaevi sistemini doğurmuştur.

Özel mülkiyet var olduğu sürece, toplumda ezenler ve ezilenler de olacaktır.

Orta Barbarlık Konağından, Feodal Topluma, oradan da Kapitalist Topluma kadar kadının ezilmesi, sömürülmesi katmerlenerek devam etmiştir.

17’nci Yüzyılda Sanayi Devrimiyle birlikte kapitalist düzene geçilmiştir. Kadınlar, ucuz işgücü olarak sistemin çarkları arasında ezilmeye başlamıştır. Bu durum, çifte sömürüye neden olmuştur. Kadınlar, işyerinde işveren tarafından sömürülürken; ev yaşamlarında da erkek tarafından sömürülmektedirler. Bu nedenle kadınlar, kendilerine köleliği dayatan, onlara bu acıları veren, çifte sömürüye tabi tutan kapitalist düzene karşı, erkeklere oranla daha fazla kin ve öfke duyarlar. Sınıf bilincine ulaştıklarında ise yılmaz birer sınıf savaşçısı olurlar.

Bunun en somut örneğini; 8 Mart 1857 yılında ABD’de 15-16 saat çalıştırılan dokuma işçisi kadınlar; eşit işe eşit ücret, insanca bir yaşam talebi ile greve giderek göstermişlerdir. Dokuma işçisi kadınların bu grevleri, Amerikan Parababaları tarafından kanla bastırılmış ve 129 işçi katledilmiştir.

1910 yılında 2’nci Enternasyonal’de Clara Zetkin’in önerisiyle, bu yiğit dokuma işçisi kadınların anısına 8 Mart; Dünya Emekçi Kadınlar Günü olarak kabul edilmiştir.

Dokuma işçisi kadınların kanları ile tarihe yazılan 8 Mart’ı unutturmayı başaramayan uluslararası Parababaları, bugünün içini boşaltıp anlamından saptırmak için, 16 Aralık 1977 tarihinde Birleşmiş Milletler kararıyla; bugünü, “8 Mart Dünya Kadınlar Günü” olarak ilan etmişlerdir. O günden bugüne kadın mücadelesini sınıfsal özünden uzaklaştırarak “Dünya Kadınlar Günü” diye kutlamaktadırlar.

Feminizm Bir Burjuva Akımıdır,

Kadınların Kurtuluşunu Sağlayamaz!

 Bugünü “Dünya Kadınlar Günü” olarak kutlayan Feministler, 8 Mart’ı yaratanlara ihanet ederek, kadın sorununun kaynağının erkekler olduğunu, dolayısıyla kapitalist düzen içerisinde de kadın sorununun çözülebileceğini savunur, eşitsizliği cinsiyete bağlar. Oysa biz biliyoruz ki; bugün, çocuk-kadın-erkek demeden Irak Halkının üstüne binlerce ton bomba yağdıran; İsrail, Lübnan’ı bombalarken “Yeni bir Ortadoğu’nun zamanı gelmiştir” diyerek, yine oralarda kadın ve çocukların katledilmesine onay veren kanlı zalim ABD’nin Dışişleri Bakanı kadındır. Ondan iki önceki de kadındı. Kadın olması, bu zulmü uygulamasına engel değildir. Çünkü O, ABD Emperyalizminin emrindedir. Kadın sorununu, savaşları, işsizliği, pahalılığı yaratan; uluslararası Parababaları düzeni yani emperyalizmin ta kendisidir.

Kendini sadece feminist olarak adlandıramayıp adlarının başına “Sosyalist”, “Marksist” takıları ekleyen akımlar da vardır. Bu akımlar bilerek ya da bilmeyerek burjuvaziye hizmet etmektedirler. Kadın sorununun asıl kaynağını ve çözüm yolunu saptırarak, kadınları İşçi Sınıfı mücadelesinden koparmaktadırlar. Bu nedenle Feminizm; bir burjuva akımıdır. Kadın sorununun bu düzen içinde çözülebileceğini savunmak, emperyalistlerin değirmenine su taşımaktır.

Ülkemizde Kadının Durumu Nedir?

Halklarımız, modern sömürgen Finans-Kapital ve Antika Tefeci-Bezirgân ittifakının sömürüsü altında inim inim inlemektedir. Fakat kadının durumu çok daha acıdır. Bunu da en güzel, en duru şekilde; hemen her konuda, Marksizm-Leninizmin şaşmaz teorisinin ışığında Türkiye orijinalitesini aydınlatan Hikmet Kıvılcımlı Usta’mız açıklamakta ve yolumuzu aydınlatmaktadır.

Hikmet Kıvılcımlı Usta; “Türkiye’nin Üç katlı Sosyal Ehramı: Kadın Sosyal Sınıfımız” adlı eserinde ülkemizin sosyal yapısını, köy-kasaba-şehir bağlamında açıklamıştır.

En altta yer alan köylülüğün “ekonomi temeli, Barbarlık çağını bir türlü aşamamış toprak ekonomisidir.” Egemen olan, “Babahanlığın bütün olumlu yanlarını kaybetmiş” köylü erkeklerdir; sömürülen ise köylü kadınlardır.

Kasabada ekonomi temeli, Babil artığı vurguncu Tefeci-Bezirgânlığa dayanır; sömürülen, genelde taşra halkı, özelde tüm kadın-erkek köylülüktür.

En üstte, şehirlerde, ekonomi temeli Kapitalizm’dir. Ancak bu kapitalizm, Meşrutiyet çağında Komprador Burjuvazi, Cumhuriyet çağında Yerli-Yabancı Finans-Kapitaldir. Sömürülen, kasabalısı köylüsü ile bütün Türkiye Halklarıdır, özelde de, Modern İşçi Sınıfıdır. Sonuçta; bu üç katlı sosyal ehramın en altta kalanı Köy; köyün en alta kalanı da Köylü Kadınlarıdır.

Ülkemizde ve bütün İslam ülkelerinde, kadının sömürülmesinin başka bir boyutu olan “dinin” kadını sömürüsü hüküm sürmektedir.

Şeriat, Antika Tefeci-Bezirgân sermayenin ideolojisidir. Şeriatçılar, insanlığı Ortaçağ karanlıklarına geri götürmek istemektedirler. O günlerin özlemini çeken AKP Hükümetinin başbakanının, ailesinden bahsederken “haremim” demesi, kadına bakışını da ortaya koymaktadır. 

 

Şeriat, kadının özgürlüğüne izin vermez

erkekten eksik olarak görür

Avustralya müftüsü Şeyh Taceddin El Hilali: başı açık kadınları, “obur hayvanların iştahını kabartan üstü açık et parçaları”na benzetiyor ve “eğer açık eti dışarıda bırakırsanız, kediler de gelir onları yerler, bu kimin hatası? Kedilerin mi? Yoksa üstü açık bırakılan etin mi?” diye soruyor. Kadına bu yaklaşım biçimi, ne yazık ki bizim ülkemizde de mevcut. Bunun sonucu, kadınlar çarşafa sokulup eve kapatılıyorlar. Toplumsal yaşamdan koparılıyorlar. Yaşadıkları baskıya karşı koyamaz, eksik-yetersiz ve bağımlı insanlar haline getiriliyorlar. Son dönemlerde üretilen İslami feminizm kavramının da hedefi, kadınları, “hak” adı altında şeriat düzenine razı etmektir. Görüldüğü gibi Şeriat, kadının kurtuluşu yolunda bir engeldir.

Kadın, yalnızca İslamiyette değil kendilerini insan hakları, kadın hakları vb. havarileri olarak gören diğer dinlerde de aşağılanır. Hıristiyanlığın kutsal kitabı İncil’de de kadını aşağılayan, hor gören bir anlayış söz konusudur. Yuhanna’nın Vahiy Kitabı’nda, “Kuzu ve 144.000 kişi” başlığını taşıyan bölümde, 14/4’te şöyle denir:

“Kendilerini kadınlarla lekelememiş olanlar bunlardır. Pak kişilerdir.” Yani İncil, eli kadın eline değmemiş kişilerin cennete alınacağını söyler. Hıristiyanlığın ve Museviliğin kutsal kitaplarında, erkeğin, kadına dokunduğunda kirlendiği, lekelendiği ve pislendiği düşünülmektedir. Bu, kadını bu şekilde aşağılayan, hor gören bu anlayışların 2000 yıl önceki erkek egemen Yahudi toplum yapısını, kadına bakışını, o yapı içinde kadının bulunduğu, düşürüldüğü yeri ve bu toplumun savunuculuğunu yapanların kadın hakları konusunda da ne kadar ikiyüzlü olduğunu gösterir bize.

Ülkemizde varlığı yok sayılan Kürt kadınları; içinde yaşadığımız düzende, hem sınıfsal olarak hem de kadın olduklarından dolayı sömürülürken, ayrıca da ulusal kimliklerinden dolayı ezilmekte, katmerli sömürüye uğramaktadırlar.

 

Analar, Bacılar, Kardeşler

Biz emekçi kadınlar olarak biliyoruz ki, kadının sömürülmesinin nedeni; halklarımızı açlığa, yoksulluğa, işsizliğe ve pahalılık cehennemine, emperyalist savaşlara, ölüme mahkûm eden, bize bu acıları yaşatan emperyalizmdir - ABD, AB Emperyalizmidir.

Kadının gerçek kurtuluşu, ancak ezen ve ezilenin olmadığı, özel mülkiyetin kaldırılıp her şeyin emekçi halkın yararına üretilebileceği Sosyalist bir düzende mümkün olacaktır. Sosyalist düzene kavuşmak;  bu zulüm düzenini ortadan kaldırmak, İnsanlığı, eşit-özgür-sınıfsız-sömürüsüz bir dünyaya kavuşturmak için; kavganın en ön safında yerimizi almalıyız. Çünkü yaşamın yarısı biziz, kavganın yarısı da biz olmalıyız!

Çocuklarımıza daha güzel, daha yaşanası bir dünya bırakmak için, tüm ezilen, sömürülen insanlarımızla birlikte zümrüt bir denize dalar gibi kavgaya dalmamız gerekiyor.

Tüm insanlığın biricik kurtuluş yolu olan SOSYALİZM bayrağını zafere taşımak için:

Dünyada ve ülkemizde yaşanan acıların sorumlusu olan ABD, AB Emperyalizminden ve onların yerli uşaklarından-yerli satılmışlardan hesap sormak için; “Kadınların Kurtuluşu İşçi Sınıfının Kurtuluşundan Bağımsız Değildir!” diyerek, tüm emekçi kadınları ve emekçi halklarımızı, Kurtuluş Partisi saflarında örgütlenmeye ve mücadele etmeye çağırıyoruz. 8 Mart 2007

 

Yaşasın 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü!

Şeriat Ortaçağdır!

Kadının Kurtuluşu Sosyalizmdedir!

Kadın Erkek El Ele Kurtuluş Partisine!

 

KURTULUŞ PARTİLİ KADINLAR

Tarih 2007/03/05
images
Görüntüleme 0
Halkın Kurtuluş Partisi | Arşiv Tarama