Sözde karşıymış gibi yap, özde ise işbirliğini boyutlandırarak sürdür

Kaçak Saraylı Hafız!

Bak, senin İsrail’le ilişkilerini çok iyi bilen bir eski yol arkadaşın var. Hani AKP Programı’nın yazarlarından, senin yıllar boyu Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanlığını yapmış, Başbakan Yardımcılığını yapmış bir Ekonomi Profesörü.

Abdüllatif Şener…

Hemen hatırladın sen de, değil mi?

Yenikapı Meydanı’na toplarsın cahil, bilinçsiz insanları, miting yaparsın; sanki muhalefetteymişsin gibi. Mitingle sesini duyurmanın, tepkini ortaya koymanın dışında hiçbir imkana sahip değilmişsin gibi…

Adını da “Zulme Lanet Kudüs’e Destek” diye koyarsın ha?..

Meclisteyse İsrail’le yaptığın son birkaç anlaşmanın olsun iptal edilmesi için verilen önergeye hemen “Hayır” çekersin ve reddettirirsin onu.

Yani Hafız; apaçık bir biçimde fırıldak çeviriyorsun yahu…

Lafla karşısın İsrail’e. Ve de yanındasın Mazlum Filistin Halkının. Ama işte ise tam tersini yaparsın…

İsrail’le ilişkileri durmadan geliştirirsin, ekonomik, siyasi, askeri anlaşmalar yaparsın art arda.

Sen iktidara geldiğinde neydi Türkiye-İsrail arasındaki ticaret hacmi?

1.4 milyar dolar.

Sen bunu kaça katladın?

Dörde be hafız, dörde…

Şu an nedir bu ticaret hacmi?

4.9 milyar dolar.

Son yapılan anlaşmalarla bu, daha da yükseklere çıkacak.

Bırakalım İsrail’le ilişkileri kesmeyi de, İsrail’i tanımaya son vermeyi de, hiç değilse şu yapılan anlaşmalardan bir tekini olsun iptal et be Hafız!

Edemezsin, değil mi?..

Gücün de, cesaretin de el vermez buna.

Ancak doldurursun Yenikapı dolgu alanına gariban “hülooğğ”cularını, kurusıkı sallarsın orada. Böylece de o garibanların gazını almış olursun, onlara “vay be dünya liderimiz nasıl da giydirdi Siyonist İsrail’e” dedirtirsin.

Böylece de bir kez daha aldatmış olursun bu zavallıcıkları…

Bak, işte senin bu işini Abdüllatif Şener de, partinin yönetiminden, hatta kabinenden olduğu için çok yakından izleyip gözlemiştir.

Her konuda olduğu gibi, bu işte de hep ikili oynarsın sen. Lafta savunduğunun tam tersini yaparsın, fiiliyatta.

İşte Şener’in katıldığı TV programındaki sözleri. İzle şu 6 sene önce yapılmış olan programın videosunu ya da oku tapesini de, ayna tutulmuş gibi gör halini… 

***

Videolar ve tapeleri:

Abdüllatif Şener: Bir yere yazın bak, ben bunu söylüyorum. Bu süreçten, bu Büyük Ortadoğu Projesi’ne dayalı “Arap Kara Kışı” diyeceğim ben; İsrail bu sürecin sonunda Kudüs’ü bölünmeksizin, bir bütün halinde İsrail’in başkenti yapacaktır. Bak, bunu yazın bir tarafa.

İsrail orayı başkent yaptığı zaman da…

Enver Aysever: Onun için mi kan dökülüyor şu anda?

Abdüllatif Şener: O birinci adım, Büyük İsrail’e giden yollar. Suriye parçalanınca oradan kimin ne pay alacağını göreceğiz.

Ve bugün İsrail’in Kudüs’ü başkent yapmasına yönelik gelişmeleri ortaya çıkaran, bunu destekleyen, bu yolu açan, bunda en etkili olan isimlerden biri Sayın Erdoğan’dır.

Aynı Erdoğan İsrail Kudüs’ü işgal ettiği zaman bağıracaktır. Kızacaktır ekranlarda. O zaman vatandaş da diyecektir yav görüyor musun? Yine kızdı İsrail’e. Hâlbuki bakın bunun şimdiden söylüyorum ki kızmaya hakkı yok. Bu işi o noktaya getiren kendisidir.

Enver Aysever: “One minute” diyip Türkiye’nin iftiharı olmuş. Tarih boyunca olmamış bir hamlenin sonrasında Arap sokaklarında efsane olmuş bir Başbakan. İsrail lehine hareket eder mi sizce?

Abdüllatif Şener: Bakın İsrail ile arasında anlaşma vardır Başbakan’ın. Bağırırken, bağırma iznini başbakana veriyorlar. Ama iş yaparken Başbakan bütün yaptığı işlerde İsrail politikalarını uyguluyor, konuştuk.

Enver Aysever: Türkiye Başbakanı bunu yapar mı? Kabinede bulundunuz.

Abdüllatif Şener: Evet yapıyor. Yapıyor bak. Hiç özgürce söylüyorum bunu. Hiçbir endişeye kapılmadan, kabinede olan biri olarak biliyorum. Biliyorum. Vaktimiz varsa Meşal’in Türkiye’ye nasıl geldiğini anlatayım burada.

Enver Aysever: Nasıl geldi.

Abdüllatif Şener: Hatırlıyorsunuz. Meşal’in gelişini buraya. Eee o sırada basın biraz daha özgürdü. Türkiye…

Enver Aysever: Sürekli basına bir şey… Eli kolu bağlı

Abdüllatif Şener: Ben öyle diyorum siz öyle değil diyin. Dinleyenler biliyor zaten. (Gülüşmeler…) Siz karşıtını söyleyin.

Enver Aysever: Ha biz burada boşuna oturuyoruz yani peki.

Abdüllatif Şener: Yok ya boşuna otursanız beni konuşturur musunuz? Demek ki dolu oturuyorsunuz. O sırada Hamas’ın lideri Meşal’i İsrail’in terörist diye tanımladığı bir insanı Türkiye’ye davet ediyor. Türkiye ile İsrail’in, Amerika’nın arası açılacak. Türkiye bundan zarar görecek diye basın büyük bir gürültü yaptı o sırada. Meşal geldi hükümetle de görüştü ve ayrıldı. Ama tam Meşal’in geleceği günlerde Bakanlar Kurulu’nda Başbakan Dışişleri Bakanı’na dedi ki, bakın çok gürültü çıkarıyor dedi. Belki bazı Bakan arkadaşlarımızın tereddütleri vardır. Şu Meşal’in Türkiye’ye gelişini bir anlat dedi. Ve Bakanlar Kurulu’nda hangi bilgi verildi biliyor musunuz? Denildi ki; İsrail Hamas’a ve liderlerine başta Meşal olmak üzere terörist diyor. Onun için de bunlarla doğrudan temas kuramıyor. Ancak Filistin Halkını onlar temsil ettiği için bunlarla ilişkiye girmek istiyor. Görüşmek istiyor. Bunu da yapamıyor ve zor durumda bizden rica ettiler.

Enver Aysever: Kötü bir şey mi bu?

Abdüllatif Şener: Başka bir şey koyacağım. Bizden rica ettiler. Eee Meşal’i İsrail’le görüşmek suretiyle birlikte anlaşarak davet ettik dediler.

Enver Aysever: Tamam kötü bir şey mi bu?

Abdüllatif Şener: Kötü ama dur bir dakika. Burayı öyle kalabalığa getiremezsiniz. Bak bu olayı…

Enver Aysever: Getirmiyorum devam edin buyurun…

Abdüllatif Şener: Şurada şu söylediğim olayı özgür basın olsa ben burada telaffuz eder etmez bütün televizyon kanallarının ana haberlerine şak diye düşer.

Enver Aysever: Daha düşer. Yeni telaffuz ettiniz.

Abdüllatif Şener: Eğer bu söylediklerim bir ay Türkiye’de tartışılmıyorsa, bugünkü, yarınki haberlerde ana manşetlere düşmüyorsa bu ülkede basın özgürlüğü yoktur.

Enver Aysever: Tamam yine basına geldi. Devam edelim.

Abdüllatif Şener: Evet yine basına söyledim lafı.

Enver Aysever: Bu kötü bir şey mi?

Abdüllatif Şener: Kötü mü iyi mi diye şeyi bir tarafa bırakmayalım asıl süreci.

Enver Aysever: Devam edelim.

Abdüllatif Şener: Süreci bir tamamlayalım. Sonunda İsrail’in de Türkiye’den talebi üzerine Meşal davet edildi. Hükümetle görüşmelerini yaptı. Ayrıldı. Ayrıldığı günde İsrail Büyükelçisi Türkiye Hükümeti’nin aleyhine beyanatta bulundu. Ankara Büyükelçisi. Hükümetin yanlış yaptığına, Meşal’i Türkiye’ye davet etmekle yanlış yaptığını söyledi ve eleştirdi. Bunun üzerine basın biz demedik mi bak? Büyükelçi’de böyle dedi diye yaygara yapıyordu. Ama eee ertesi bir kaç gün içindeydi. Başbakan ya dedi bu Büyükelçi bir şeyler söyledi dedi. Şu Dışişleri Bakanı’yla bir görüşün dedi. İsrail Dışişleri Bakanı’yla bir görüşme yaptı. Biz anlaşmadık mı dedi? Sizin Büyükelçi farklı şeyler söylüyor dedi. Ama Türkiye’ye hangi imaj verildi o dönemde? Hangi imaj verildi? Verilen imaj şudur: İsrail’e rağmen Türkiye Meşal’i davet etmiştir bu hükümet diye imaj verildi.

Enver Aysever: Peki.

Abdüllatif Şener: Yani görünen başka…

Enver Aysever: Gerçekler başka.

Abdüllatif Şener: Gerçekler başka. Şimdi bakın Davos’ta bağırdı. Niye bütün ihaleleri İsrailli iş adamaları alıyor? Neden Büyük Ortadoğu Projesi bir İsrail projesi olduğu halde Başbakan peşine takılıyor? Şeyin parçalanması, Suriye’nin parçalanması, Lübnan’da Hizbullah’ın yok edilmesi en fazla İsrail’e yarayacakken, Türkiye’ye zarar vermekten başka hiçbir sonucu ortaya çıkmayacakken, bu politikanın en güçlü ayağının uygulayıcısı Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı oluyor. Bunda bir terslik yok mu?

Enver Aysever: İki şeyi tartışalım.

Abdüllatif Şener: Onun için bakın, Başbakanın söylediklerine bakmayacaksınız. Sadece siz değil, bütün bir halkımıza söylüyorum ben. Başbakanın söylediklerine bakmayacaksınız. Ne söylüyorsa, tersini yapıyor. Tersine yaptıklarını, aslında bakarsanız yaptıklarını kapatmak için tersini konuşuyor.

Enver Aysever: Tamam, şunu söyleyeceğim size. Süremiz de az kaldığı için. Siyasette bu türden şeyler olduğunu biliyoruz. Yani zaman zaman arabuluculuk görevlerinde, kamuoyu önündeki tartışmaların başka hale gitmesi falan. Bir, bunu niye o gün çıkıp Türkiye halkına anlatmadınız o zaman? Niye o gün anlatmadınız?

Abdüllatif Şener: Ben baştan beri anlatıyorum.

Enver Aysever: Bunları böyle söylediniz mi?

Abdüllatif Şener: Benim hükümet dönemimde bakın, hükümette bulunduğum dönemde, kaç konudan dolayı, Başbakan Yardımcısı sıfatı olduğu halde, hükümetin içinde bulunduğum halde, o kadar çok konuda aramızda ihtilaf oldu, o kadar çok konuda farklı işler yaptım, farklı beyanatlarda bulundum ki, yani çoğu zaman siz de o zamanlar hem hükümette olup hem de bu kadar da farklı bir kulvar tutturulmaz diyenlerdiniz. E şimdi de aradan yıllar geçti. Benim o dönemdeki çizgimi de kimse hatırlamaz oldu. Şimdi o zaman şunu yap…

Enver Aysever: Bu olay…

Abdüllatif Şener: Her şey de söylenmez ki. Peki, bu olay önemli diyorsunuz.

Enver Aysever: Siz dediniz, ben demedim.

Abdüllatif Şener: Evet önemli bu olay. Şimdi manşetlere girecek. Bir ay Türkiye’de bu tartışılacak mı tartışılmayacak mı?

Enver Aysever: Bakacağız. Sizinle ilgili bir eleştiri var, liberal çevrelerden. Diyorlar ki, Abdüllatif Şener o günlerde askerlerin gazına geldi, istifa etti. Mesele bundan ibarettir. Bu doğru mu? Askerlerin gazına geldiniz mi?

Abdüllatif Şener: Bunu söyleyenlerin hepsi komik laflar ediyorlar. Altı üstü…

Enver Aysever: Sizinle teması oldu mu askerlerin?

Abdüllatif Şener: Demokrasi demek sandık demek değildir. Çağdaş tanımlarına baktığınız zaman, sandık diktatörlüklerde de var bugün dünyada. Ama demokrasi sadece onunla anılmıyor. Bir ülkede demokrasinin varsayılabilmesi için, o ülkede güçlü ve özgür basının olması lazım. Basın var diye hükümet edenlerin, başta Başbakan ve Bakanlar olmak üzere, her gün her an terlemeleri gerekir. Bir yanlışımız olur da açığa çıkarırlar mı diye. Özgür basının olması lazım. Kıyasıya iktidarları eleştirebilen, denetleyebilen, kamuoyu baskısını ve denetimini ayağa kaldıracak bir basının ortada olması lazım. İki, güçlü sivil toplum kuruluşlarının olması lazım. Sendikaların, odaların, derneklerin, vakıfların, diğer sivil toplum kuruluşlarının olumsuzluklar karşısında meydanları doldurmaları lazım. Nitekim eskiden görürdük. Sendikalar hemen bir şey olduğunda Kızılay Meydanı’nı Ankara’da Taksim’i doldururlar ve büyük eylemler yaparlardı.

Enver Aysever: Peki, süremiz bitiyor.

Abdüllatif Şener: Sonra aydınlar… Menfaatten, korkudan, endişeden arınmış bir şekilde ilkesel mücadele ederlerdi. Türkiye’de demokrasinin standardı düştü. Özgür basın yok. Gelişmiş sivil toplum yok. Özgürce yazıp düşünen, menfaat ve korku endişesi taşımayan aydın yok.

Enver Aysever: Son cümle.

Abdüllatif Şener: Bu ortam Türkiye’de demokraside siyasi partiler arasındaki rekabet eşitliğini de bozan bir şeydir.

Enver Aysever: Bunu sonra tartışalım.

Abdüllatif Şener: Siyasetin kullandığı paranın dörtte üçünü iktidar partisi kullanıyorsa, kendisinin hazineden ne kadar para alacağına, hangi partilerin de hazineden kaç lira yardım alması gerektiğine iktidar partisi karar veriyorsa, o ülkede siyasi partiler arasında demokratik eşit rekabet eee, adil rekabet yok demektir.

Enver Aysever: Teşekkür ediyorum.

Abdüllatif Şener: Bu, bu sürecin sonrasıdır. Türkiye Partisi’nin kapatılması. Onun için ben dedim ki; Türkiye Partisi’nin kapatılmış olması herkese bir protestodur. Özellikle demokrasi duyarlılığı olan herkesin bunun üzerinden bir değerlendirme yapması lazım. (https://www.youtube.com/watch?v=I92r5a1prHw)

***

Başka söze gerek var mı, Hafız?

Aslında bütün ihanetlerin gibi bu konudaki tutumun da apaçık meydanda. Ama neylersin ki senin “hülooğğ”cularda bunu görecek ne göz var, ne feraset…

Senin bir de meşhur “one minute” numaran var, değil mi Hafız?

Haydi bu konuyu da sen kendin anlat ya… Senden dinlemiş olalım, hafıza tazelemek için:

***

Videonun tapesi:

Önce:

Tayyip Erdoğan: Öldürmeye gelince siz öldürmeyi çok iyi bilirsiniz. Plajlardaki çocukları nasıl öldürdüğünüz, nasıl vurduğunuzu çok iyi biliyorum.

Sonra:

Tayyip Erdoğan: Herhangi bir şekilde ne İsrail Halkını, ne Cumhurbaşkanı Peres’i, ne de Musevi Halkını hedef aldım. Benim tabiî ki burada tavrım moderatöre olmuştur. Toplantı moderatörüne karşı bir tepki ortaya koydum.”

***

Evet, Tayyip…

Hiçbir Muaviye-Yezid Dincisi, hiçbir CIA-Pentagon Dincisi, Siyonist İsrail’e karşı olamaz. ABD Emperyalist Haydutlarına karşı olamaz. Tam tersine; onlarla iç içe, kucak kucağa olur.

Siz de muhalefetteyken atar tutarsınız, Siyonistlere. Hatta antiemperyalist söylemlere bile girişirsiniz zaman zaman. Bunlar tamamen sizin için siyaset icabıdır. Saf, cahil insanları kandırarak onları avlamaya ve oylarını almaya yöneliktir. İktidara adım atmaya yaklaştığınız anda tam tersi bir tutum içine girer, İsrail’le de Amerika’yla da yağlı ballı oluverirsiniz.

Öylesine sınırsız bir teslimiyet sergilersiniz ki, o Emperyalist-Siyonist Çakallar bile şaşırır, sizin önlerinde böylesine diz çöküşünüze.

Nereden gelir bu döneklik, bu ikili oynama, bu Emperyalizm ve Siyonizm yandaşlığı?

Temsil ettiğiniz sınıf karakterinden… Antika Tefeci-Bezigân Sermaye Sınıfının vurgun, sömürü ve zulüm düzeninin savunucularısınız ve onun insanlık dışı çürümüş kültürünün, ahlâkının savunucularısınız…

Bu sebeple de çıkar için, koltuk, ün, makam, poz için girmeyeceğiniz kalıp, vazgeçmeyeceğiniz değer yoktur.

Sizin Kıbleniz Kâbe değildir. Washington’dur, White House’tur…

Biricik Tanrıya taparsınız siz: Para Tanrısına… Para Tanrısı ki yanında başka hiçbir Tanrının varlığını kabul etmez…

Bu içler acısı durumunuz, bu yürek parçalayan, pervaneler gibi dönüşünüz ve ihanet üzerine ihanetler ekleyişiniz, hep bu sosyal sınıf karakterinizden gelir.

Üretimle hiç işiniz olmaz hayatta. Bak, sen de 16 yıllık iktidarınızda bir tek fabrika açamadın. Tam tersine; olanları yerli-yabancı Parababalarına öldüm fiyatına satıp geçtin.

Ha; yol yaptın, AVM yaptın. İşte bu da sosyal sınıf karakterinizden gelir. Yollar, AVM’ler ürün üretmez.

Ya ne yapar?

Üreticilerin ürünleri pazarlara nakledilir o yollar aracılığıyla. Ve satılır AVM’lerde…

Bu işi de ilkel biçimde, sizin Antika Tefeci-Bezirgân Sermaye, Uruk, Lagaş gibi Sümer Kentlerinde, Aşağı Mezapotamya’da 6 bin yıl önce başlatmıştı.

Onlar da sizin gibi insani ve vicdani değerlerden uzaktılar. Onlar da hayâsızca vurgun ve sömürü peşindeydiler. İşleri güçleri, günler geceler boyu hep buydu.

6 bin yıl öncesinden bu yana, yaptığınız işler de nitelikçe aynı… Kişilik bazında da bir değişim söz konusu değil sizde, Hafız…

Yani özetçe; insancıl olan her şey size uzak ve yabancıdır, Hafız…

Ne acınası bir hayat sizinki…

Halkız, Haklıyız, Kazanacağız!

20 Mayıs 2018 

Nurullah Ankut

HKP Genel Başkanı

Comments are closed.