AKP’giller’in Müftü Nikahı Yasası Kadını Kimliksizleştirme Politikasının Ürünüdür!

AKP’giller’in Müftü Nikahı Yasası Kadını Kimliksizleştirme Politikasının Ürünüdür!

Karanlık günlerden geçiyoruz. BOP bağlamında ABD-AB Emperyalistlerince yanı başımızda ikinci bir İsrail olan Barzanistan kurdurulurken Türk askeri de İdlib’e girdi.

Bulunduğumuz coğrafyada tarih hızla mazlum halklar aleyhine, emperyalistlerin de lehine akmaktadır. Tüm bu hengâme arasında toplumun dikkati bu meselelere yoğunlaşmışken AKP’giller, fırsat bu fırsat diyerek amaçladıkları din devletini kurma yolunda bir adım daha atmaktadır. Parababalarının ezeli oyunudur bu. Cambaza bak meselesi… İşte son günlerde tartışılan yasalaşan; müftülere nikâh kıyma yetkisinin verilmesi de din devletine doğru giden yolu örmek için döşenmiş taşlardan biridir.

Resmi nikâh, Medeni Kanun’un, haliyle Laik Türkiye Cumhuriyeti’nin “temel yasalarından” birinin can alıcı hükmü. Bizler biliyoruz ki AKP’giller ne zaman başları sıkışsa ya kadın üzerinden ya da din üzerinden toplumu ayrıştırmaya başlarlar. Böylelikle asıl can alıcı konuyla ilgili dikkati dağıtmaya çalışırlar. Ama diğer yandan da böyle bir iş aracılığıyla toplumun tepkisini ölçerler. Bir adım at, bekle, tepkiyi gör ve bir adım daha at. Gürültü çoksa konuyu uyut, biraz hasıraltı et ve ilk fırsatta daha büyük bir adım at.

Şöyle ki; mevcut yasaya göre İçişleri Bakanlığı tarafından il, ilçe nüfus müdürlükleri ile yurt dışı temsilciliklerine evlendirme konusunda yetki verilmiştir.  AKP’giller’in getirmek istedikleri, Binali Yıldırım’ın “devrim” diye sunduğu düzenlemeyle bu yetki ve göreve sahip olanlar arasına il ve ilçe müftülükleri de dahil edilecektir.

Ne yazık ki artık tüm kurumları ve basını ele geçirince, AKP’giller bu uyutma ve buzdolabında bekletme sürelerini de değiştirdiler. Artık ağababalarının çizdiği yolda daha kendilerinden emin bir şekilde hareket ediyorlar.  Kaçak Saraylı Reis boşuna müftülere nikah kıyma yetkisi getirecek bu yasal düzenlemeyle ilgili; “İsteseniz de istemeseniz de Meclis’ten geçecek.”, demedi…

Yasaya karşı çıkanlara; “Bunlar milleti tanımadıkları gibi kanun da bilmiyorlar.”, diyerek seslenen RTE, şöyle devam ediyor: “Bizim vatandaşlarımızın kahir ekseriyeti, resmi nikah kıydığı zaman onunla yetinmiyor, hocaya gidiyor, kayıt dışı bir nikah da orada kıyıyor. Bu gerçekleri göz önüne almak lazım. ‘Laikliğe aykırı’ diyor. Batıda kilise bu işi yapıyor. Onları da örnek gösterirken bunu kendime zul addediyorum. İsteseniz de istemeseniz de bu, Meclisten geçecek. Senin memurlarının lafını o Anadolu’daki kız dinlemez ama bir hocaefendinin lafını Anadolu’daki kız da erkek de dinler. Burada illa filanca caminin imamına, müftüye git diye bir şey yok. İstersen bekle belediyeyi, belediye ne zaman tarih verirse o zaman kıydırırsın.” (internet gazeteleri)

İyi de durup dururken böyle bir düzenleme neden gündeme getirildi?

Dahası Meclise getirilen bu projenin mucidi kim?

Tabiî ki Recep Tayyip Erdoğan.

Konuyla ilgili 27.07.2017 tarihli Odatv’nin haberini paylaşalım:

“Kasım 1994’te İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanıyken kıydığı bir nikâhta, çiftlere imam nikâhında olduğu gibi üç kez birbirlerini eşliğe kabul edip etmediklerini sorduktan sonra şunları söylemişti:

“Türkiye, nüfusunun yüzde 99’u Müslüman bir ülke olmasına rağmen iki kez nikâh kıyılması anlamsız. Resmi nikâh kıydıran vatandaşların işi bitmiyor, bir de dini nikâh kıydırmak için uğraşıyorlar. Bu eksiklik müftünün nikâh kıyması ile giderilebilir. Diyanet ve merkezi yönetim bir araya gelerek, nikâh kıyma işlemini müftülere verebilir. Böylece yasal ve dini nikâh iki kez yerine bir defada kıyılabilir.”

Görüldüğü gibi bugün Kaçak Saraylı Reis bu emelini gerçekleştiriyor.

AKP’giller hiç utanmadan sıkılmadan böyle bir talebin toplumdan geldiğini söylüyorlar.

Bizler şimdiye kadar “Neden müftülükte evlenemiyoruz? İmamlar neden resmi nikah kıyamıyor?” diye şikayette bulunanlara tanık olmadık. Kuşkusuz bunu biz saf, inancını Allah için yerine getirenler için söylüyoruz. Yoksa din alıp din satanlar için değil…

Zaten şu an isteyen resmi nikâh yanında dini nikâh da yaptırıyor. Sonuçta nikâh dediğin; şahitliktir, aleniliktir. Bir din adamı karşısında nikâh yapıyor olmanın, insanların içini rahatlatması dışında dini bir değeri yoktur. Ayrıca insanlarımızın çoğu bu ritüeli yıllarca süregelen bir gelenek olarak da yerine getirmektedir.

Aslında bugün tekrar gündeme getirilen bu projenin geçirdiği süreçleri de incelemek lazım.

Hatırlanacağı üzere imamlara ve müftülüklere nikah kıyma yetkisi verilmesi için 2014 yılında AKP il ve ilçe örgütleri tarafından bir kampanya başlatılmıştı. AKP Kadın Kolları yeni doğan bebeklerin kulağına ezanla isimlerinin fısıldanması ile yeni evli çiftlerin imam nikahı ve resmi nikah törenlerinin camide yapılması için Diyanet İşleri Başkanlığına proje sunmuşlardı. Bunu da; “Müslüman bir ülkede bunların olmaması için bir neden yok.”, diye açıklamışlardı.

Yine bilindiği üzere AYM, imam nikâhı konusunda 27.05.2015’te, kendi eski kararlarını da görmezden gelen bir karar (TCK 230’un 5. ve 6. maddelerinin iptali) vermişti. Buna göre AYM resmi nikâh kıymadan dini nikâh kıyan imam ve çiftlere ceza verilmesini öngören maddenin kaldırılmasına karar verdi. Yani resmi nikâhtan önce dini nikâh kıyılmasını cezasız bırakmıştı.

Bazıları; “Canım ne olacak ki, nikâh aynı nikâh, ha müftü kıymış ha belediye memuru?” diyebilir. İyi de bizler bu kara toprakları ve onun üzerindeki sınıfları, bu sınıfların ilişki ve çelişkilerini çok iyi biliyoruz. Bizde Antika Tefeci-Bezirgân Sermaye Sınıfı tüm kaleleriyle dimdik ayaktadır.

Hatırlanacağı üzere Bekir Bozdağ “Laiklik, tam anlamıyla insanların din ve inanç hürriyetinin teminatıdır. Kişilerin din ve inanç hürriyeti çerçevesinde yapacağı tercihlere hiç kimsenin müdahale etmemesidir. Devletin de herkesin inancına karşı eşit mesafede olmasıdır. Bugün Avrupa’da, Amerika’da din adamları nikâh kıyabiliyor. Fransa, Almanya bunlar laik ülkeler mi? Laik ülkeler. Şimdi burada din adamlarının nikâh kıymasının laiklik ilkesine aykırı olduğunu iddia eden var mı? Yok. Almanya’da din adamının nikâh kıyması laiklik ilkesine aykırı olmuyor da Türkiye’de din görevlisi olan il veya ilçe müftüsünün kıyması neden laiklik ilkesine aykırı olsun?, demişti.

Bre Bozdağ Batı, ruhban sınıfını alaşağı edip onların mallarını mülklerini kamulaştırdı. Bizde hâlâ, sınıf olarak temsilcileri olduğunuz Tefeci-Bezirgân Sermaye Sınıfı varlığını devam ettiriyor.

İşte bu yüzden mahallelerde sübyan mekteplerinin açıldığı, üç beş yaşındaki erkek çocukların ortalıkta sarık ve cüppeyle dolaştığı, daha anaokuluna bile başlamamış kız çocuklarının çarşafa sokulduğu, okullarımızın Peşaver Medreselerine çevrildiği, kamusal ve özel yaşamımıza dair her konunun din bağlamında ele alındığı bir ortamda bulunmaktayız.

Çok iyi biliyoruz ki Ortaçağcı gericilikTürkiye’de bir adım sonrasında, “Resmi nikâh yanında dini nikâh da olsa, isteyen resmi isteyen yalnızca dini nikâh yaptırsa ne olur!” diyecektir. Ve nihayet; “Canım, bir yurttaş inancı gereği resmi nikâha karşı olamaz mı? Ne yani karşı mı çıkacaksınız? Yoksa din düşmanı mısınız siz?”, diyecektir. Gericilik bu ezeli silaha yine sarılacaktır.

Yasa Mecliste kabul edildikten sonra büyük ihtimalle aileler de birbirine düşecek, durup dururken çiftler üzerinde toplumsal bir baskı oluşacaktır.

Dahası bu düzenlemeyle Medeni Kanunda büyük bir gedik açılacaktır. Bugün kanun dolayısıyla yerine getiremedikleri çoğu değişiklikleri bu yeni düzenlemeyle yapabileceklerdir. Değişikliklerle evlendirme yetkisini verdikleri dini kurumlara boşama yetkisini de bırakabilirler.

Ayrıca erken yaşta ve zorla evliliklerin önü açılacak, özellikle ülkemizin doğu ve güneydoğu bölgelerinde şahit olduğumuz kız çocuklarının dramı daha da vahim hâl alacaktır. Din tüccarlarının oralardaki ağır baskısını öncelikle gencecik kızlarımız ve sonra da kadınlarımız çekecektir. Yine ne acıdır ki Suriye’den yerlerini yurtlarını terk etmek zorunda kalan kadınlar ve genç kızlarımız da bu durumdan olumsuz etkilenecektir. Kadınlar evlilik, miras, boşanma haklarında güvencesiz bırakılacaktır. Resmi nikâhı “tercih” haline getirip, imam nikahını tekleştirmeye özendirecek uygulamalar, kadınların boşanma ve miras haklarının geriye gitmesine neden olacaktır. Bu durum ülkemizdeki Kadın Sorununun daha da büyümesine neden olacaktır.

Biz devrimciler “aşka dayanan uygar evlilik”leri savunuruz. Yani “Öncelikle cinsiyetler arası ilişkiler maddi çıkar düşüncesinden (kaygısından) arınmış olmalıdır. İlişkiyi sağlayan güç (ya da neden) aşk olmalıdır. Yani ilişki aşka dayanmalıdır. Cinsiyetler, birbirlerini herkesten çok sevmeli, istemelidirler. İlişki gelgeç değil, günlük değil, kalıcı ve ciddi olmalıdır. İlişki aşka dayanıyorsa, onun kalıcı ve ciddi olması kaçınılmazdır. Bu ilkeler tarafından belirlenen ilişkiler, proleter devrimci ahlâka uygundur. İnsanlara yakışan ilişkilerdir. Biz devrimciler işte bu tür ilişkileri savunuruz. Bizim sosyalist düzenimizde böyle ilişkilerin maddi ve manevi koşulları yaratılmış olacağından yaygınlaştırılabilir. Böylece insanların birbirlerine haz ve mutluluk vermeleri sağlanmış olacaktır. Yukarıda anlattığımız prensipler çerçevesinde bir araya gelen kadın ve erkek, isterlerse bu ilişkilerini resmileştirebileceklerdir. Yani bir nikâh memuru ve şahitler huzurunda imza atarak birlikteliklerini hukuki bir biçime dönüştürebileceklerdir. Bu biçime bürünmüş birlikteliklere biz; Lenin Usta’nın deyimiyle “aşka dayanan uygar evlilik” deriz. (Kadının Kurtuluşu İşçi Sınıfının Kurtuluşundan Bağımsız Değildir.-Nurullah Ankut-Sayfa 71-72)

Ve Halkın Kurtuluş Partisi olarak kadın ve erkeğin gerçek eşitliği için mücadele ederiz. 18 Ekim 2017

KADIN ERKEK EL ELE KURTULUŞ PARTİSİNE!

KADININ KURTULUŞU SOSYALİZMDE!

Kurtuluş Partili Kadınlar

Comments are closed.